Yaz. Kendin için yaz.

Doğan Kitap sağ olsun, son günlerde bol bol, İtalyanca dilinde Umberto Eco okuyorum. Bugün yine okurken bir an durdum, oh be, dedim kendi kendime, ne büyük bir zevk bu, ne cümleler bunlar, nasıl bir dil zevki veriyor insana Eco okumak. Sonra okuduğum metne objektif gözle bir daha baktım: Dil anlamında hiçbir iddiası olmayan, dilbilimsel bir makaleydi bu. Ne şiir ne roman ne de Eco’nun yazarlığının doruklarında gezindiği bir deneme. Sıradan, hatta kupkuru bir bilimsel makale sadece. Peki, ne oldu da bu bilimsel makale bana okur olarak böylesine ruh doygunluğu yaşattı?

Bu sorunun cevabı aynı zamanda, yazı’nın aslında ne olduğu sorusunun da en iyi cevabı. Okuduğum pasajda beni heyecanlandıran şey ne Eco’nun kelimeleriydi ne de bu kelimeler arasındaki uyum. Bana bu kadar yoğun bir okuma zevki tattıran şey sadece ve sadece Eco’nun düşünce gücü, düşünce geliştirme kabiliyetiydi. Sözleri değil, sözlerinin ifade ettiği düşünceleri o kadar parlak ve berraktı ki, çoğu okurun düştüğü bir hataya ben de düşmüş, bu metnin sırrının yazarın kullandığı kelimelerde gizli olduğunu ima eden şeyler geçirmiştim içimden. Ne kelimeler bunlar, demiştim o anki heyecanla ve metnin verdiği dil zevkinden bahsetmiştim.
Bu hatayı hep yaparız. İyi yazarların söz ustaları olduğunu sanırız. Kafamızdaki iyi yazar, kelimeleri istediği gibi eğip bükebilen, onlarla ustalıkla oynayabilen biridir. Bu mahareti de bizi büyüler ve, “Ne büyük bir söz ustası!” deriz, bize doyum yaşatan bu iyi yazarı övmek için. “Kelimelere nasıl da hâkim!”
Oysa doğru bir tanım değil bu. Bir yazarı gözümüzde iyi yapan, kelimelere hâkimiyeti değil, düşüncelerine hâkimiyeti. İyi yazar bir söz ustası değil, bir düşünce, bir düşünce geliştirme ustası.
Birisine, ne kadar iyi yazıyorsun, derken aslında, ne kadar iyi düşünüyorsun, demek istiyoruz.
Bir yazarı, çok iyi yazdığını söyleyip överken esasında bu yazarın çok iyi düşündüğünü söylüyoruz.
Bu açıdan bakıldığında, ‘üslûp’ dediğimiz şey bile özünde bir anlatış, bir söyleyiş özelliği değil, karakteristik bir düşünüş özelliği. Ayırıcı niteliğe sahip bir düşünüş biçimi.
İyi düşünen iyi yazıyor yani. Haliyle, iyi yazan da iyi düşünüyor. Bu da yazmanın; ruh sağlığımız, kişisel gelişimimiz, hatta parasal durumumuz için bile ne kadar önemli bir eylem olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
 
20. yüzyılın devasa kişisel gelişim literatürünün bir nevi amentüsünü yazmış James Allen’ın dediği gibi, insan düşündüğüdür. Ne düşünüyorsak, nasıl düşünüyorsak oyuz yani. Ne kadar tutarlı düşünüyorsak hayatımız da o kadar sağlam bir zemin üzerine oturuyor. Düşüncelerimiz berraklaştıkça hayatımız da berraklaşıyor. Düşünce kalitemiz hayat kalitemizi belirliyor.
 
Şimdi yukarıdaki iki paragrafta vardığım iki sonucu birleştiriyorum:
 
Eğer iki paragraf yukarıda söylediğim gibi, iyi yazan iyi düşünüyorsa ve bir üstteki paragrafta söylediğim gibi, iyi düşünen de iyi yaşıyorsa, yazmamı geliştirerek hayat kalitemi arttırabilirim. Yazarken fark ettiğim düşünce aksaklıklarına bakarak, hayatımdaki kimi aksaklıklara dair gerçekçi sonuçlar çıkarabilir, bu sayede hayatımı günden güne iyileştirebilirim.
 
Bana hayatındaki bir sorunu anlatıp tavsiye isteyen herkesi düzenli olarak yazmaya teşvik edişim bundan.
 
Yazı işinde ilerledikçe bir yandan da fark etmeden hayatlarındaki sorunları çözecekler çünkü.
 
Yazarak düşüncelerini arındırdıkça bir yandan da ruhlarını tedavi edecekler.
 
Yaz. Bir kitabın üstünde ismin gözüksün diye değil, kendin için yaz.
 
Eşe dosta, kitap yazdım, diyebilmek için değil, daha iyi bir yaşam sürebilmek için yaz.
 
 
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir