“Umut etmeyi bırakırsan korkuların da dinecek.”

Son dönemde en büyük derdim “umut” lafıyla.
 
Türkiye, mâlum, çalkantısı hiç bitmeyen bir yer. Sürekli bir belirsizlik hali. Bunun sonucunda da bitmeyen kaygılar, hiç dinmeyen korkular…
 
Biraz da bu yüzden olsa gerek, birileri sürekli “umutlu olmak”tan bahsediyor. Özellikle sol kesimde çok gözde bir laf bu. İçlerinde çok sevdiğim dostlarım da olan insanlar her gün “umudumuzu yitirmemek”ten falan söz ediyor. Ülkede trajik derecede kötü bir olay mı yaşandı, biraz yazan çizen kesim hemen trajik derecede “umut”tan söz etmeye başlıyor.
 
Bense bu umut vaizlerini kimi yerde bariz kötülerden, evet, abartısız sözlüyorum, işkencecilerden bile daha tehlikeli görüyorum. Biraz dostlarımı küstürmemek için, biraz da, insanlara umut aşılama isteğindeki sorunu bir tek ben mi görüyorum acaba, diye düşündüğümden, yani “umut” sözcüğünün içime yaydığı kötü hissi henüz tam olarak analiz edemediğimden bu konu üzerine yazmayı ertelemiştim. Fakat bu sabah muazzam Seneca’nın mektuplarını karıştırırken karşılaştığım şu pasaj beni umuda savaş açmak (!) konusunda cesaretlendirdi:
 
“Umut etmeyi bırakırsan,” diyor Seneca, bir başka Stoacı filozof Rodoslu Hecato’dan alıntı yaparak, “korkuların da dinecek.” Ve ekliyor: “Aynı zincirin hem mahkûmu hem de ona gözcülük eden askeri bağlaması gibi, umut ve korku da, her ne kadar birbirlerinden farklıymış gibi gözükseler de, hep bir arada dururlar: Korku umudu takip eder.”
 
Işık hiç beklemediğiniz bir anda ve hiç beklemediğiniz bir yerden gelir hep. Hayatın mucizelerini en karamsar anlarınızda fark edersiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir