Sevgi Her Zaman Galip Geliyor – kitap ve kuşlar

Sevgi Her Zaman Galip Geliyor

metformin purchase uk Açık konuşayım, ben öğretmen yönünden pek şanslı değildim.

buy viagra online prescription Ergenlik çağımın beş yılı, yani Türkiye’de konservatuvarda geçirdiğim beş yıl son derece kötü bir öğretmen olmasını, daha doğrusu, öğretmen olmamasını geçtim, son derece kötü birisiyle, kendinden ve diğer herkesten nefret eden birisiyle geçti.

order isotretinoin online cheap Çocuğum olsa, bırakın yanına öğrenci olarak vermeyi, aynı odada dahi bulundurmayacağım birisiyle geçti.

Sürekli dedikodu yapan, yanımda kendi ailesi dahil sürekli birilerini kötüleyen, aşağılayan, sürekli birilerine hakaret eden, sürekli birilerinin arkasından konuşan, sürekli kötü hisler, düşünceler üreten biriyle işkence gibi beş koca yıl geçirdim.

Ama bunun yanında, HER GÜN büyük bir sevgi ve şükranla hatırladığım mucizevi bir öğretmenim de oldu: Aygul Gulecman Cetik Hocam gibi

Yıllar içinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde şunu anladım:

Öğrencinin zihninden öğretmenine dair her şey ama her şey bir süre sonra siliniyor. Bir tek sevgi kalıyor.

Tabii, sevgi vardı ise, sevgi görmüşse.

Öğrenci eğer sevgi görmüşse öğretmenini hep minnetle hatırlarken içten ve koşulsuz bir sevgi görmediği öğretmenlerine dair her şey aklından silinip gidiyor.

Bu da bana çok önemli başka bir hayat dersi veriyor:

İster öğretmen olayım öğrenci yetiştireyim, ister iş arkadaşlarımla, ortaklarımla, müşterilerimle konuşayım, ister biriyle arkadaş veya sevgili olayım, her şey ama her şey zaman içinde unutulup gidiyor, geriye bir tek sevgi kalıyor.

Bu yüzden, karşımdaki nasıl biri olursa olsun, nasıl bir dili olursa olsun benim dilimin SEVGİ DİLİ olması gerek.

Aramızdaki konuşmaya ve YAZIŞMAYA ilk andan itibaren koşulsuz bir sevgi havasının hâkim olması gerek.

İster öğretmen, ister iş arkadaşı, ister arkadaş, ister sevgili olarak fark etmez, bir şekilde iletişim içinde olduğum insanlara onları her şeyden önce sevdiğimi, çok sevdiğimi hissettirmem gerek.

Tabii, bunun için de onları çok sevebilmem gerek.

Bunu yapabilmek için de kendimi çok ama çok sevebilmem gerek.

Geçen sene yine Montenegro’ydık. Geleli 2 ay olmuştu. Almanya’dan arkadaşım bizi ziyarete geldi. Biraz dolaştık. Bir süre sonra arkadaşım dayanamadı sordu:

“Semih, sen ne yaptın bu insanlara?” dedi, “Genci yaşlısı, kadını erkeği, garsonu, baloncusu, sokak satıcısı herkes, seni gördü mü çok seviniyor, her şeyi bırakıp yanına geliyor. Sen bu insanlara ne yaptın?”

Hiçbir şey yapmamıştım. Ne yapayım? Ben o zaman henüz Sırpça konuşmadığım, onlar da çoğunlukla tek kelime dahi İngilizce bilmedikleri için konuşamamıştık bile.

Ama bir şey yaptım:

Onları her gördüğümde – ki 2 ay içinde hemen her gün önlerinden geçtim – sevgiyle gülümsedim.

O gün kendimi kötü hissetsem de gülümsedim, onlar gülümsemeseler de gülümsedim, bana kötü baksalar da gülümsedim, beni görmezden gelseler de gülümsedim.

Bir maske takıp gülümsemedim ama. Bir “esnaf” gülümsemesi değildi bu.

Onlara, onları ne kadar sevdiğimi göstererek gülümsedim.

Ve bir süre sonra, hepsi dönüştü.

Bu söylediğim kulağa inanılmaz geliyor ama öyle:

Bir süre sonra hepsi dönüştü.

Her gün yazdığım otelin barındaki uzun boylu ve kaba saba garson da dönüştü, sokakta kendi el örgülerini satan ve tek kelime İngilizce bilmeyen 70 yaşlarındaki Karadağlı kadın da.

Bir süre sonra hepsi bana, benim onlara yaklaştığım gibi sevgi ve sıcaklıkla yaklaşmaya başladı.

Sevgi her zaman yeniyor.

Toplum psikolojisini bilmem ama iki insan arasında sevgi dili her zaman galip geliyor.

Bu yüzden, günde en azından 10 kişiyle iletişime geçen birisi olarak herkese şunu tavsiye ediyorum:

İlişkilerinizde, insanlarla kurduğunuz iletişimde genel havayı her zaman siz belirleyin ve bu hava her zaman sevgi havası olsun.

Bir yere girdiğinizde ilk gülen ve selam veren siz olun.

Biriyle iletişime geçtiğiniz zaman sevgi dili kurma yönünde ilk hamleyi karşı taraftan beklemeyin.

Bu, özellikle kadınların çok yaptığı bir şey ve maalesef olumlu hiçbir sonucu yok, hiçbir getirisi yok.

Karşı taraftan bir şey beklemeden, sıcaklığınızı, sevginizi, güveninizi önce siz karşı tarafa iletin, bunu karşı tarafa önce siz hissettirin.

Hepsinden de önemlisi: Bir insanı sevmek için, onu sevmeyi beklemeyin. Onu ilk andan itibaren sevin.

Demek istediğimi anladınız mı?

Çoğu insandan, kendimi açmam için önce karşı tarafa alışmam, karşımdakini sevmem ve güvenmem gerek, sözünü duyuyorum.

Saçmalığın daniskası.

Bu anlayışla belki kendinizi koruduğunuzu düşünüyorsunuz. Ama yanılıyorsunuz.

Bu şekilde tek yaptığınız, kendinizi pasifleştirmek.

İpleri karşınızdaki insanın, başkalarının eline vermek.

Kendinizi koruduğunuzu sanırken bu şekilde aslında kendinize en büyük kötülüğü yapıyorsunuz.

Tekrarlıyorum: Bir insanı sevmek için, onu sevmeyi beklemeyin. Onu ilk andan itibaren sevin.

Sevgi her zaman yeniyor çünkü.

Sevgi dili her zaman galip geliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir