“Neee???” demiş, “Suyu açık mı bırakıyor?”

Berlinli bir arkadaşımın başı alt kat komşusuyla fena halde dertte.
 
Akıl hastası adam radyoyu 24 saat açık bırakıyor. Gece gündüz durmadan garip sesler çıkarıyor. Bağırışlarıyla bütün bina inliyor. Bu da yetmezmiş gibi, banyonun, mutfağın çeşmesini gece gündüz açık bırakıyor. Su israfını, enerji israfını geçtim, arkadaşımın gece gündüz su sesi dinlemek zorunda kalmasını da geçtim (su sesi güzeldir de 24 saat hangi sesi dinlemek zorunda kalırsanız kalın bir süre sonra işkence halini alır), bu işin bir de parasal yönü var. Çünkü arkadaşımın oturduğu apartmanda su faturası apartman sakinleri arasında bölüştürülüyor. Yani bu akıl hastası adam suyu 24 saat açık bırakınca faturayı sadece kendisi ödemiyor. Apartmanın diğer sakinleri de ödüyor, arkadaşım da ödüyor.
 
Arkadaşım şimdiye kadar tam 10 defa geceleyin polis çağırdı. Polis geliyor, akıl hastası adamın kapısını uzun süre çalıyor, adam kapıyı açmıyor. Neden sonra tehditle falan zorla açtırıyorlar. Polislerle bağırış çığırış derken radyo kapanıyor. Çeşme kapanıyor. Ama polisler gittiği gibi her şey kaldığı yerden devam ediyor.
 
Arkadaşım her polis çağırışında belediyeye ve apartmanı yöneten şirkete bir şikâyet yazısı da yazıyor. Ama değişen hiçbir şey olmuyor. Neyse ki polisler arkadaşıma her defasında çok iyi davranıyor ve ismini akıl hastası komşusuna asla söylemiyorlar da arkadaşım biraz olsun rahatlıyor. Ama yine de bütün ruh sağlığı alt üst olmuş durumda. Geceleri uyuyamıyor. Çaresizlik hissiyle durup dururken ağlamaya başlıyor. En sonunda, polisler konuya asıl müdahale etmesi gereken makamlardan ümidi kesmiş olmalılar ki geçen gece 8 kişi birden gelmişler, adamın evinde ne kadar elektronik eşya varsa söküp götürmüşler.
 
Geçen hafta, yani polisler adamın elektronik eşyalarını götürmeden birkaç gün önce arkadaşım akıl hastası adamın oturduğu kattaki daireleri kapı kapı dolaşmış, şikâyet yazısına onların da isimlerini eklemesine izin verip vermediklerini sormuş. Ben şikâyet ediyorum, bir etkisi olmuyor, belki toplu bir şikâyet yazısı yazarsak bir şey yaparlar, demiş.
 
O katta oturan üç kadın, tabii tabii, demişler, bizim ismimizi de ekleyin. Bıktık gürültüden. Arkadaşım teşekkür etmiş, şikâyet yazısına onların da isimlerini, telefon numaralarını eklemiş.
 
En son, akıl hastası adamın oturduğu evin bitişiğindeki daireyi çalmış. Kapıyı Güney Amerikalı bir adam açmış. Arkadaşım, diğer komşulara anlattıklarını bu adama da anlatmış. Sürekli radyoyu açıyor, bağırıyor çağırıyor. Uykularım kaçtı, sağlığım bozuldu. Şikâyet yazısına sizin de isminizi ekleyebilir miyim, diye sormuş.
 
Arkadaşımın anlattıklarını dinleyen Güney Amerikalı adam bir süre uzaklara daldıktan sonra, “Ah Hanımefendiciğim,” demiş, “böyle bir şeyi benden nasıl istersiniz? Böyle bir şeyi nasıl yaparım? Bu hasta, bu aciz, bu güçsüz insanı nasıl şikâyet ederim? Evet, gürültüden ben de rahatsız oluyorum ama şikâyet edersem ve bu yüzden ona kötü bir şey yaparlarsa bu vicdan azabıyla nasıl yaşarım? O, bunları bilerek isteyerek yapmıyor ki. Hasta o. Ben hasta bir insanı nasıl şikâyet edebilirim?”
 
Güney Amerikalı adamın, başkalarının rahatı kaçmasın diye kendi rahatından feragat eden bu vicdan timsali insanın, konuşurken başının etrafında yavaş yavaş azizlere özgü bir hale belirmeye başlıyormuş ki arkadaşım biraz önce söylemediği bir bilgiyi eklemiş: Bu arada, demiş, sadece radyoyu açmıyor. Sadece bağırmıyor. Aynı zamanda suyu da gece gündüz açık bırakıyor.
 
O saniyeye kadar insanlığın duyup duyabileceği en güzel, en anlamlı, en anlayışlı sözleri söyleyen Güney Amerikalı adam arkadaşımın, ama suyu da gece gündüz açık bırakıyor, dediğini duyunca olduğu yerde sıçramış. Gözleri kocaman açılmış:
 
“Neee???” demiş. “Suyu açık mı bırakıyor? Yanlış duymadım değil mi? Gece gündüz suyu mu açık bırakıyor? Böyle bir şeyi nasıl yapar? Manyak mı bu adam? Onun parasını ben de ödüyorum! Yazın Hanımefendiciğim,” demiş en son, sinirden kıpkırmızı olmuş bir halde, “Yazın! Şikâyetçiyim! Bu deliden şikâyetçiyim!!!”
 
Milletin dini imanı para olmuş arkadaşlar. Milletin dini imanı vallahi de billahi de para olmuş…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir