Nasıl Yazarım? Nasıl Daha İyi Yazarım?

Ben bir profesyonel yazarım ve hayatımı 5 yıldır yazarak kazanıyorum. Bu sayede, istediğim zaman istediğim yere gidebiliyorum. İstediğim kadar istediğim ülkede yaşayabiliyorum. İstediğim işi yapabiliyor, istemediğim işleri geri çevirebiliyorum. İstediğim insanlarla vakit geçirebiliyor, istemediğim kişilerle bir an bile aynı ortamda bulunmuyorum. İstediğim kitabı çevirebiliyor, canım istemediği zaman çeviriyi bırakabiliyorum. İstediğim kişi ve orkestralarla çalabiliyor, istemediklerime, çalamam, diyebiliyorum.

Müzisyen olmam bana birçok şey kattı. Her şey bir yana, konser ve ders vermek için dünyayı dolaştım mesela. Ama yine de en büyük özgürlüğü yazı sayesinde yaşadım ve yaşıyorum. Hayatımın en zorlu mücadelelerini iyi bir müzisyen olmak için verdim belki ama en büyük mutlulukları yazı yaşattı bana. Bu yüzden de herkese her fırsatta, yazın, yazın, yazın, diyorum.

Hem yazar olduğum hem de her fırsatta, yazın, dediğim için dil öğrenmenin yanında en çok soru aldığım alan yazmak.

Bana, benim sayemde okullarını bitirebilmiş öğrencilerim bile kimi zaman cevap vermezlerken ben her günümün önemli bir kısmını hiç tanımadığım ve bana somut anlamda hiçbir katkıları olmayan insanların sorularını yanıtlayarak geçiriyorum. Dediğim gibi, bu soruların büyük kısmı yazmak üzerine oluyor ve ben de herkese sorusu uyarınca bir cevap veriyorum. Ama dün aldığım oldukça uzun ve içten bir mektuba verdiğim şu cevapta yazma işine dair önemli cevaplar yer alıyor. Bu yüzden sizinle de paylaşmak istedim:

“Değerli … Hanım,

anladığım kadarıyla, yazmak istiyorsunuz. Bunun için size elbette binlerce şey söyleyebilirim. Ama bir bilgi var ki onu söylemezsem söyleyeceğim binlerce şeyin hiçbir kıymeti kalmaz.

Ne biliyor musunuz?

Yazmak.

1) Yazmak: Bu, size garip gelebilir, ama yazmanın en önemli şartı yazmak. Her gün yazmak. Fakat sizin gibi yazmak isteyen insanların bu en temel şartı yerine getirmediklerini görüyorum. Garip ama öyle. Oysa yazmadan iyi yazabilmek mümkün değil. Her gün yazın. En az 750 kelime yazın. Ben her gün ne olursa olsun 750 ila 2000 kelime arası yazıyorum. Her gün sadece 750 kelime bile yazsanız 3 kitap sayfası eder. Bu da bir yılda yaklaşık 1.100 sayfa yapar. Hadi bunun yarısını atın. Her sene, günde sadece 750 kelime yazarak – ki bu, en fazla 1,5 saatinizi alır – 550 sayfalık bir kitap çıkarabilirsiniz. Çok kolay geliyor kulağa, değil mi? Evet, çok kolay. Her şey bu kadar basit aslında.

İşin bu kadar kolay olması bir yandan iyi, diğer yandan ise kötü. Çünkü insanlar benden hep zor, karmaşık şeyler duymak istiyorlar. Veya onlara kimsenin bilmediği bir sır vermemi bekliyorlar. Dil öğrenme konusunda da, yazma konusunda da böyle bu. Neden biliyor musunuz? Hep buna, bu tutuma, bu üstten bakan tavra alışmışlar çünkü. Hep birisi çıkmış, Almanca çok zor, öyle herkes hemen öğrenemez, demiş. Yazmak herkesin harcı değil, öyle herkes yazamaz, demiş. Kendisi zar zor bir dil öğrenmiş ya, o iş sadece onun tekelinde kalsın istiyor. Bir şekilde bir kitap yazmış ya, ömür boyu kendini özel hissetmek istiyor. Başkaları da yazsın istemiyor.

Ben de onlar gibi yapsam daha çok ciddiye alınırdım, biliyorum. Ama benim ciddiye alınmak gibi bir derdim yok. Yeterince ciddiye alındım ve alınıyorum zaten. Benim isteğim, kendi egomu işin içine karıştırmadan insanlara hayallerine giden en kolay yolu göstermek.

Kendini gerçekleştirme mücadelesi veren herkesin dil öğrenmesi ve yazması gerektiğini düşünüyorum. Herkesin. Bu yüzden de kendime her gün, insanların dil öğrenme ve yazma işlerini hayatlarının doğal bir parçası yapmalarını sağlamak için ne yapabilirim, sorusunu soruyorum. Örneğin şu an bunun üzerine bir kitap yazıyorum.

Bu sözlerimi ne kadar ciddiye alırsınız, bilmem, ama size yazıya dair verebileceğim en büyük sır bu: Yazın. Her gün mutlaka yazın.

Yazma işinin en önemli ayağında anlaştıysak geçelim ikinci aşamaya.

2) Bu aşama, şu soruya vereceğiniz cevaptan oluşuyor:

Ben yazar olarak kimim?

Mutlaka bir “yazamayan yazar” hikâyesi duymuş, okumuşsunuzdur. Yetenekli yazarımıza bir şey olur ve bir anda yazamamaya başlar. Günler, haftalar, aylar, hatta yıllar geçer, ama hiçbir şey yazamaz. Hatta bir kere düğümlenip son nefeslerine kadar yazamayan yazarlar olduğu dahi söylenir.

Ben bu durumun, yazarın, ben kimim, sorusuna tatmin edici bir cevap verememesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Yazar olarak konumunuzu belirleyemezseniz, kimin için yazdığınızı, okura nasıl hitap edeceğinizi, okurla aranızda ne gibi bir mesafe olmasını istediğinizi veya olması gerektiğini tam olarak tespit edemezseniz yazdığınız hiçbir şey tatmin etmez sizi. Bu yüzden de gitgide yazamamaya başlarsınız.

Elbette bir kere bir yol tutturup ömür boyu o şekilde yazmanız mümkün değil. Her kitabın, hatta her kitabın her sahnesinin, her bölümünün kendine ait bir beden dili, yani üslûbu vardır ve yazar, doğru beden dilini bulmak için, söylemek istediği şeyden yola çıkarak her defasında şu soruya tatmin edici bir cevap vermek zorundadır: Ben yazar olarak kimim?

3) Üçüncü aşama da bir soruyla başlıyor:

Ne yazacağım?

Henüz bitirdiğiniz bir kitabınız yoksa önce ne yazmak istediğinizi anlamanız gerekiyor. Bu, hiç kolay bir iş değil. Örneğin ben tam 12 sene roman yazmak istediğimi düşündüm. Fakat sonra yanıldığımı anladım. O yüzden, bana şu an roman yazmamı söyleyenlere sadece gülüyorum.

Aslında roman yazmak istemediğimi de yine yazarak anladım. On binlerce sayfa yazdım. Bunların önemli bölümü yayımlandı veya basıldı veya uluslararası çapta saygın bilimsel editörlerin onayından geçti. On binlerce sayfa yazdım ve sonunda aslında roman yazmak istemediğimi anladım.

Aynı sorunu başkalarında da görüyorum. Roman yazmak, daha doğrusu, roman yazmış olmak, romancı olmak dışarıdan havalı bir şey gibi gözüküyor ya, son derece zeki, yetenekli, istekli ve çalışkan birçok insan romancı olmak için çırpınıp hayatını mahvediyor. Hayatlarını mahvediyorlar, çünkü romancı olmadıklarını (henüz) göremiyorlar. Sizin de yazarak ve tabii okuyarak, aslında ne yazmak istediğinize karar vermeniz gerekiyor.

Bunu anlamak için, Goethe’nin söylediği gibi, “aklınıza musallat olan bütün düşünceleri kâğıda dökün” ve “büyük formlardan kaçının”. Yani şimdiye kadar hiçbir şey yazmadıysanız eğer, roman yazacağım, diye masaya oturduğunuz takdirde hiçbir şey yazamamaya devam edersiniz. Öykü yazacağım, diye de oturmayın yazı masasına. Eğer yazıya dair hiçbir tecrübeniz yoksa, sadece kalemi elinize alın ve düşüncelerinizi kaleminizle takip etmeye başlayın. Sonra bakın bakalım, yazdıklarınız neye benziyor? Yazdıklarınızın en çok hangi bölümlerini seviyorsunuz? Yazdıklarınızı paylaştığınız insanlar en çok hangi paragraflarınızı seviyorlar? Kendinizden ve başkalarından aldığınız bu gibi geri dönüşlerin yardımıyla kafanızda yazar olarak kendinize dair bir resim oluşturmaya çalışın ve yavaş yavaş biçimlenen bu resmin yardımıyla hem, ne yazacağım, hem de, ben yazar olarak kimim, sorularına cevap bulmaya çalışın.

4) Ne söylemek istiyorum?

Dikkat ederseniz mektubuma, “Anladığım kadarıyla yazmak istiyorsunuz,” diye başladım. Çünkü ne demek, ne sormak istediğiniz belirgin değildi.

Korkmayın, bu konuda yalnız değilsiniz. Zaten aldığım mesaj ve mektupların çok önemli kısmı böyle oluyor. Eskiden benim de böyle yazdığım olurdu. Şimdi de kendimi bazen, aslında söylemek istediğimi tam olarak belirleyememişken veya söylemek istediğimden uzaklaşmışken yakalıyorum. Bu, ne sizin ne de benim aptal olduğumuz anlamına gelir. Ne söylemek istiyorum, sorusuna cevap vermeden yazma tehlikesi yazan herkesi bekliyor ve eğer iyi yazmak istiyorsak bu tehlikeyle kararlı bir şekilde savaşmamız gerekiyor.

Bana bu şekilde duygu ve düşüncelerinizi açtığınız için çok teşekkür ediyorum, ama mektubunuzdan yola çıkarak da yazının inceliklerine dair çok önemli bir çıkarım yapabileceğimizi düşünüyorum. Ne yazarsanız yazın, ister bir kısa mesaj yazın, ister bir kitap, söylemek istediğiniz şeyi kafanızda netleştirmeniz gerekiyor. Söylemek istediğiniz şeyi bir cümleye indirgemeyi başardığınız zaman yazınız içindeki her cümle, her paragraf bu cümleyi destekler nitelikte olmalı. Yazınızı veya kitabınızı okuyan okur, her paragrafınızda söylemek istediğiniz şeye biraz daha ikna olmalı. Yazarken sık sık durup kendinize, ne söylemek istiyorum, diye sorarsanız hem yazılarınız güçlenecek hem de hiçbir zaman yazamama sıkıntısı yaşamayacaksınız. Yazamamanın bir sebebi de insanın ne söylemek istediğini çok açık bir şekilde belirleyememesidir çünkü.

Yazma üzerine söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Bu konuda benden daha fazla şey duymak isterseniz “İyi Yazmanın 5 Altın Kuralı” başlıklı yazımı okumanızı öneririm. Orada yazmanın diğer hayati unsurlarına değinmiştim:

http://kitapvekuslar.com/iyi-yazmanin-5-altin-kurali/

Her zaman yazın.

Çok sevgilerimle”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir