Mağdurun Zorbalığı, Yaralının Bıçağı

“Semih,” demişti bir keresinde bir kadın, “affet beni. Kendi duygularıma o kadar gömülmüşüm ki başkalarının da duyguları olduğunu unutmuşum. Sayende bunu anladım. Kendimi o kadar hassas görüyordum ki başkalarının da hassas olabileceğini unutmuşum.”
 
Günler boyunca kendini anlatmıştı. Ne kadar yaralı olduğunu anlatmıştı. Çocukluğunda ve yetişkinliğinde yaşadıklarını anlatmıştı. Bunların onu ne kadar kırdığını anlatmıştı. Başkalarının ona yaşattıklarını anlatmıştı.
 
Kendisi dönüp dolaştırıp bunları anlatıyor, ama buna karşın, başkalarına ve mesela bana kolaylıkla kırıcı şeyler söyleyebiliyordu.
 
Kırıcı şeyler söylemekten de kötüsü, kırıcı şeyler söylüyor, ama söylediklerinin kırıcı olduğunu fark etmiyordu. Çünkü, en son konuşmamızda kendisinin de itiraf ettiği gibi, kendi kırgınlıkları ve yaralarını öylesine büyütmüş, bunları gözünde öylesine putlaştırmıştı ki başkalarının da kırılıp yaralanabileceği ihtimalini aklına bile getirmiyordu.
 
Başkalarının söylediği her söze tepki gösteriyor, her sözde onu kırdığını söylediği bir yan arıyor ve bu yüzden de buluyor, ama başkalarına hiç hassas yaklaşmıyordu.
 
O çok hassastı. Onu pamuklara sarmak gerekiyordu. Başkalarından bunu bekliyordu.
 
Ama aklına asla, başkalarına da böyle davranmak gelmiyordu.
 
Ülkemiz insanlarının maalesef çoğunluğu gibi o da şu cehennemî alışkanlığın kölesi olmuştu:
 
İnsanlara kötü şeyleri çok sık ve çok rahatça söyleyebiliyor, ama ağzından tek kelime güzel söz çıkmıyordu. Hiç düşünmeden kötü şeyler söyleyebilen bu insan iyi şeyler söylerken inanılmaz zorlanıyordu.
 
Bunları ona bir bir gösterince yukarıdaki itirafı yaptı. Ondan sonra bir daha da hiç görüşmedik.
 
Bu türden insanlarla o kadar çok karşılaştım ve karşılaşıyorum ki bu tarif ettiğime dair belli ortak özellikleri barındıran insanları yüz metreden tanır ve yapacaklarını önceden şaşmaz bir kesinlikle kestirir hale geldim.
 
Birisi durmadan ne kadar yaralı ve ilgiye muhtaç olduğunu anlatıyorsa ondan o kadar endişelenir, hatta o kadar korkar hale geldim.
 
Çünkü böyleleri, çoğunluğu hayal ürünü yaralarına öylesine âşık olurlar ki empati yeteneklerini (o da vardıysa!) tümüyle yitirirler.
 
Başkalarının da duyguları olduğunu unutur, bunu akıllarından bile geçirmezler.
 
Kendilerini öylesine mağdur görür ve gösterirler ki başkalarına karşı ne kadar zorbalaştıklarını fark edemez hale gelirler.
 
Onlar her zaman yaralıdır. Onlar her zaman mağdurdur. Ve ne kadar kötü şey yapıp söyleseler de her zaman mağdur kalırlar. Zorbalaşsalar bile mağdur kalırlar. Mağduriyetlerine öylesine tutunur, öylesine sarılırlar ki söz ve hareketleriyle başkalarını mağdur edebileceklerini akıllarına bile getirmezler.
 
Mağdur olmak ve yaraları onları öylesine güçlü kılar ki yaralarını her gün biraz daha deşerler. Kendilerine her gün yeni bir yara daha açarlar. Yaşadıkları her şeyi mağduriyetlerini biraz daha güçlendirecek bir yakıta dönüştürürler.
 
Bu yüzden de bir şekilde ilişkiye girdikleri herkesi onları mağdur eden bir zorba haline getirirler. Çünkü bir mağdurun ancak bir zorba varsa mağdur olarak yaşamını sürdürebileceğini bilirler ve bu yüzden, bir şekilde ilişkiye girdikleri herkesi bir zorba haline getirir, onlardan her zaman bu şekilde bahsederler.
 
Böylelerini zaten en iyi ve en hızlı bu şekilde tanırsınız:
 
Eski flörtlerinden, eski sevgililerinden, eski kocalarından/karılarından her zaman bir zorba gibi bahsederler. Kimle ne yaşarlarsa yaşasınlar onlara hep kötü şeyler yapılmış, sonunda hep onlar kırılmıştır. Sonunda hep onlar mağdur olmuştur.
 
Size geçmişlerindeki insanları anlatırken, bu insanların ne kadar zorba, kendilerinin ise ne kadar mağdur olduklarına inandığınızı görünce yaşadıkları sevinci gizlemek için kendilerini tutmaları gerekir. Böylelerinin güya kötü geçmişlerinden bahsederken dudaklarının kenarında bir anda belirip sönen o gülümseme bundan, tam anlamıyla gizleyemedikleri bu sevinçlerindendir.
 
Bir ailenin en güçlüsü, ailenin dışarıdan bakıldığında en güçsüz görünen ferdidir. Bir ailenin en güçlü ferdi, sanıldığı gibi, otoriter baba, güçlü anne değil, hasta eş, yatalak anneannedir. Aile içinde uzun vadede her zaman, dışarıdan bakıldığında en güçsüz görünenlerin istediği olur.
 
Bir grubun en baskın halkası, topluluğun en güçsüz, daha doğrusu, kendini en güçsüz olarak ortaya koyan halkasıdır. Grubun temposu bu en güçsüz halkaya göre ayarlanır. Son adım her zaman en güçsüz halkanın istekleri uyarınca atılır.
 
İkili ilişkilerde güç her zaman, kendini en hassas, en güçsüz, en yaralı, en kırılgan olarak ortaya koyandadır. Kim karşısındakini daha hassas, daha yaralı, daha acılı, daha kırılgan olduğuna ikna ederse ilişkinin bütün alanlarında mutlak güç ondadır.
 
Bu yüzden, iş ilişkilerinizde de, arkadaşlık ilişkilerinizde de, ikili ilişkilerinizde de insanların size kendileri ve geçmişleri hakkında anlattıklarını iyi dinleyin.
 
Yakınlaştığınız birisi size eski aşklarından, eski sevgililerinden, eski kocasından/karısından kötü bir şekilde bahsediyorsa beyninizde hemen tehlike çanları çalmaya başlasın. Çünkü bir süre sonra sizi de başkalarına mutlaka ama mutlaka bu şekilde anlatacak.
 
Birisi size durmadan, ne kadar mağdur olduğunu anlatıyorsa şunu bilin ki sizi de bir süre sonra mutlaka ama mutlaka onu mağdur ettiğini iddia ettiği bir zorba yapacak.
 
Birisi size durmadan ne kadar yaralı olduğunu anlatıyorsa bilin ki bir süre sonra sizi de mutlaka onu yaralamakla suçlayacak.
 
Birisi kendisi hakkında durmadan ağlanıp sızlanıyorsa bilin ki bir gün bütün o gözyaşlarının diyetini size ödetmeye kalkışacak.
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir