Latince Günlüğüm 1

Berlin’de yüksek lisansımı yaparken bir sınavda obua çaldım. Sınavdan sonra jüri üyelerinden Brezilyalı bir profesör yanıma geldi, “Size bir şey söylemek istiyorum,” dedi. Bu profesörün adını daha önce birçok defa duymuştum ama şimdi ilk defa yüz yüze gelmiştik, ilk defa konuşuyorduk.
 
“Siz kafese kapatılmış bir kaplansınız,” dedi.
 
Bir kafesin içinde öfkeyle hırıldayarak bir o yana bir bu yana gidip gelen bir kaplan canlandı gözümde.
 
“Siz kafese kapatılmış bir kaplansınız. Çok yüksek bir enerjiniz var. Eğer ki,” dedi ve hayatımın en önemli derslerinden birini verdi. “Eğer ki enerjinizi doğru yere kanalize ederseniz çok büyük işler başarabilirsiniz. Ama bunu yapamazsınız hem kendinizi hem hayatınızı çar çur eder, derin bir mutsuzluk içinde ölür gidersiniz.”
 
Beni o gün ilk kez gören, o âna dek benimle bir kelime bile konuşmamış, sadece ama sadece obua çalışımı dinlemiş bir insanın içimi bu denli görebilmesinin beni ne kadar şaşırtıp etkilediğini anlatmama gerek yok sanıyorum. Brezilyalı profesörün bu sözlerinden çok etkilendim ve bir daha hiç aklımdan çıkarmadım.
 
O günden sonra her gün, her saat, kimi günler, enerjimi boş yere harcama tehlikesi içinde olduğumu hissettiğim günler ise her dakika kendime şu soruları sordum:
 
Enerjimi doğru yere akıtıyor muyum? Şu an yapmakta olduğum şeyle enerjimi doğru yolda harcıyor muyum?
 
Bu iki soruyu hayatımın soruları yapmam bana bir şey öğretti:
 
Enerjimi doğru yere harcayabilmem için önce hayatımın ‘neden’ini bulmam gerekiyor. Hayata gelişimin sebebini keşfetmem gerekiyor. Hayata geliş amacımı en fazla bir cümlede söyleyebilmem gerekiyor.
 
Hayatta en başarılı ve mutlu insanlar hayata geliş amaçlarını bir cümlede özetleyebilen insanlar. Hayata geliş amacımı tek bir cümleye indirebilmek için tam 20 yıl aramam, sormam, denemem, yanılmam, okumam, yazmam, gezmem ve çalışmam gerekti. Hayata geliş amacım olduğunu düşündüğüm kimi hayallerimin gerçek yüzünü anlayıp onları hayatımdan çıkarmam, bana geçici hazlar veren kimi küçük çaplı hedeflerimi asıl hedefimden ayırmam gerekti. Kendime, evet, diyebilmek için onlarca hayale ve yüzlerce insana, hayır, demem gerekti.
 
Şimdi ne istediğimi, beni en çok neyin mutlu ve tatmin ettiğini, neyi yapmadan duramadığımı, hangi işi sonuçlarını hiç düşünmeden, hiçbir ödül beklemeden her gün yapabildiğimi çok iyi biliyorum.
 
Uzak Doğu’dan bilge bir söze atıfla, yapmaya hakkımın olduğu ama meyvelerini yemeye hakkımın olmadığı iş bu.
 
Hiç ödül almayacağımı bilsem bile bir an bile bırakmayı düşünmeyeceğim iş bu.
 
Hepsinden ötesi, dünyada bir tek ben kalsam da yapmaktan vazgeçmeyeceğim iş bu.
 
Bu yüzden de hiç olmadığı kadar mutluyum.
 
Biliyorum. Mutluyum, demeye ve birinin mutlu olduğunu söylemesine pek alışık değiliz. Mutsuzluğumuzu gururla ortalara saçarken mutluluğumuzu sanki bir ayıp gibi, bir özür gibi söylüyor, onu da ancak fısıldayarak söyleyebiliyoruz.
 
Ama ben mutsuzluğa değil, mutluluğa inanıyorum.
 
Ben eğer söyleyecek sözüm varsa, çelişkiler ülkesi Türkiye’mizin yazarlarının neredeyse tamamı gibi mutsuzluğumu değil, mutluluğumu söylemek istiyorum.
 
Yazan insan her şeyden önce ciddiye alınmayı ister. Ve yazıda olduğu gibi hayatta da acemi olan yazarlar ancak mutsuzluk vâzederlerse ciddiye alınacaklarını düşünürler. Bense ciddiye alınmak değil, doğruları söylemek istiyor, mutluluk ki en çok yakışandır bize, diyorum.
 
Hayata geliş sebebimi kendime hiç şüpheye düşmeden söylediğim günden bu yana hiç olmadığı kadar mutluyum ve o günden beri bir an bile, acaba enerjimi doğru yere akıtmıyor muyum, ikileminde kalmadım. Hayatımın ‘neden’ine kendime inandığım kadar inandığımdan beri hayatımın temel sorularında hiç şüpheye düşmedim, aldığım sonuçlarla hiç tatminsizlik yaşamadım.
 
Hayata gelişimin sebebini bulmam, bulmaktan da öte, yaratmam hayatımı değiştirmekle kalmadı, bana bir de çok önemli bir hayat dersi verdi:
 
Sadece hayatımın ‘neden’ini bulmam yetmiyor. Sadece bu büyük soruya cevap vermem yetmiyor. Eğer hep mutlu olmak istiyorsam yaptığım her işin ‘neden’ini bulmam, belirlemem, yaratmam gerekiyor. Başladığım her işte kendime önce, neden, diye sormam, sebat etmek, başarılı olmak istiyorsam, bu soruya olabildiğince tatmin edici bir cevap vermem gerekiyor.
 
Şimdi Latince öğrenmeye başlıyorum. Bu yüzden de, dil öğrenmenin ilk ve en önemli adımını şimdi atmam gerek. Buradan sonra yazdığım her kelime Latince yolculuğumun ilk adımını oluşturuyor:
 
Neden Latince öğreneceğim?
 
1) Her şeyden önce ve her şeyden önemlisi Latince diline ilgi duyuyorum.
 
Dünya üzerinde yapılmış küçüklü büyüklü bütün işlerin, bütün yapıların, bütün eserlerin özünde ilgi vardır. Tutku, çok büyük bir laf. Tutkunun peşinden git, gibi laflara pek itibar etmeyin. Tanrı önce ilgi’yi yarattı. Her şeyden önce ilgi vardı. İlgi işlenir, geliştirilirse tutku olabilir tabii. Ama olmak zorunda da değil. Bir şey ortaya koyabilmek için ilgi yeter de artar bile. Ben de Latince diline ilgi duyuyorum. Nasıl bir ilgi olduğunu daha açık söyleyeyim: Latince, deyince ağzım sulanıyor. Tam olarak nedenini henüz bilmesem de, heyecanlanıyorum.
 
2) Bildiğim bütün diller zihnimden çıkarılıp alınsa, bütün kitaplarımdan uzak bırakılsam, sadece, Latince dilinde yazmış yazarları, filozofları, politikacıları, devlet adamlarını ve teologları okuyarak bir ömür sürebilirim. Örneğin aynısını, ileride öğrenmek istediğim diller arasında olan Sırp-Hırvatça için söyleyemem. Yalana gerek yok, Türkçe için de söyleyemem. Ama Latince için rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sadece Latince okuyarak yaşayabilirim.
 
3) Eski Romalı bilginlerin ışığında bir kitap yazmak istiyorum. Aklımdaki kitabı yazabilmem için de çok sayıda kitap okumam gerekiyor – zaten biraz da o kitapları okuyabilmek için bu kitabı yazmak istiyorum – ve bu kitapları olabildiğince orijinal dilinde okumak istiyorum.
 
4) Latinceden türemiş üç dili okuyup anlayabiliyorum. Latinceden türemiş üç dil biliyorum da neden Latince bilmeyeyim?
 
İnanıyorum.
Güveniyorum.
Biliyorum.
 
Olacak. Allah ömür verirse bir yıl, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonra bir gün geriye döneceğim ve 3 Eylül 2017 günü iyi ki Latince öğrenmeye başlamışım, diyeceğim.
 
Benden her hafta bir mektup ve kitap önerisi almak için: http://kitapvekuslar.com/semih-ucar-e-mail-listesi/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir