konsantrasyon eksikliği = sevgi eksikliği

Sürekli duyduğum ve karşılaştığım bir kelime: “konsantrasyon”.

Daha çok yakınmak için kullanılıyor, “Bizim oğlanın konsantrasyon sorunu var,” veya, “Konsantre olamadığım için bir türlü kitap okuyamıyorum.” gibi.

Masum bir kelime gibi dursa da çok tehlikeli aslında. Çünkü asıl gerçeği örtüyor. Bir nevi maske görevi görüyor.

Çocuklarının konsantrasyon sorunu yaşadığını, bu yüzden de derslerinde çok zorlandığını söyleyen anne babalar şikâyetlerine hemen şu bilgiyi ekliyorlar: “Bütün gün bilgisayar oyunu oynuyor. Oyunların başından zor kaldırıyoruz.” Onlara o zaman hemen şu soruyu soruyorum: “Böyle konsantrasyon sorunu yaşayan bir çocuk nasıl oluyor da saatlerce bir oyuna konsantre olabiliyor? Sizce konsantrasyon sorunu var mı gerçekten?”

Daha önce işin bu boyutunu hiç düşünmedikleri için demek istediğimi ilk başta anlamıyorlar. O yüzden sormaya devam ediyorum: “Sevdiğinize dokunurken konsantrasyon problemi çekiyor musunuz? Ya da en sevdiğiniz tatlı önünüzde duruyorken, ‘Hayır, yiyemeyeceğim, konsantrasyon eksikliği yaşıyorum şu an!’ deyip tatlıyı yemeden bıraktığınız oluyor mu?”

Bu sorularımdan sonra başka bir şey dememe gerek kalmıyor. Ne demek istediğimi anlıyorlar. Anlaşıyoruz.

Birisinden, “konsantrasyon eksikliği” lafını duyduğumda gözümde hemen şu iki kelime canlanır:

Sevgi eksikliği.

Kendimiz ve çocuklarımızla ilgili yakınırken kullandığımız “konsantrasyon sorunu” lafının benim beynimdeki tercümesi “sevgi sorunu”dur.

Bir şeye dikkatimizi veremememiz o şeyi yeterince sevmediğimizi gösterir.

Yıllar önce bir kitapta okumuştum, “Konsantrasyon büyülenmektir.” diyordu yazar. Çok güzel bir tanım bu.

Çocuklarımızın derslerine konsantre olamamaları onların aptal olduğunu değil, dersleriyle büyülenmedikleri anlamına geliyor. Onlar da doğal olarak büyülendikleri şeylere, bilgisayar oyunlarına kaçıyorlar.

Çok sık işittiğim bir şeydir: “Kitap okuyamıyorum. Okuduğuma bir türlü konsantre olamıyorum.” Bunun sebebi çok açık bir şekilde önümüzde durur, ama zihinsel ve ruhsal meselelerimize olduğundan hep daha karmaşık, daha gizemli sebepler aramaya meyilli olduğumuzdan gerçeği bir türlü göremeyiz. Gerçek apaçık ortadadır oysa ki:

Kitap okumayı yeterince sevmiyoruzdur.

Kitap okumanın değerli, sevgi ve saygıdeğer bir şey olduğunu düşünmekten bahsetmiyorum. Okumayı somut bir şekilde sevmekten söz ediyorum. Kitap okumayı yeterince sevmiyoruzdur, kelimeler bizi büyülemiyordur, bu yüzden de doğal olarak dikkatimizi okuduğumuz şeye veremiyoruzdur. Mesele bu kadar basittir aslında.

Bir kitabı okumaya başladığımda dikkatimi toplayamıyorsam sorunu hemen anlarım:

Okuduğum şeyi sevmiyorumdur.

O zaman o kitabı bırakır, başka bir kitaba geçerim (sevmediğim bir şeyi neden yapayım ki?). Buna rağmen okumaya devam etmek istiyorsam, o zaman da kitabı sevmeye çalışırım. Yazar hakkında, kitap hakkında okumalar yaparım. Eleştiri yazıları okurum. Başka okurların kitap hakkındaki yorumlarını tararım. Bu sayede yazarla aramda insanî bir yakınlık kurmaya çalışırım. Yazarla, kitapla böyle bir bağ kurmayı başardığım anda dikkat sorunum da kendiliğinden çözülüverir. Daha biraz önce bir türlü aklımı veremediğim kitabı elimden bırakamaz hale gelirim.

Bir dili öğrenmeyi çok istediklerini, ama ne yaptılarsa bir türlü ilerleyemediklerini, o dile bir türlü akıllarını veremediklerini söyleyip yakınanlara birkaç soru sorunca asıl sorunu hemen görürüm: Sorularıma verdikleri cevaplar sonucunda, aslında o dili öğrenmek istemedikleri çıkar ortaya. Bir dil öğrenmeleri gerekmiştir veya bir yabancı dil bilmeyi güzel, havalı bulmuşlardır, o yüzden de öğrenmeye başlamışlardır.

O dili sevmiyorlardır aslında.

O dili, başka herhangi bir dili değil de tam da o dili öğrenmek istememişlerdir.

Herhangi bir yabancı dil öğrenmek istemişler ve bir şekilde o dile başlamışlardır.

Bunun sonucunda da kaçınılmaz olarak dikkat sorunu yaşarlar. Dilin içine bir türlü giremezler.

Bana beni sevdiği için değil, genel olarak erkekleri sevdiği için yaklaşan kadınları hemen tanırım. Benimle olmak isteyen bir kadın bir erkekle birlikte olmak istediği ve ben de erkek olduğum için mi bana yaklaşıyor, yoksa onunla bununla şununla değil, sadece benimle mi birlikte olmak istiyor, sorusunun cevabını daha ilk konuşmamızda anlarım ve erkeklere olan ilgi ve isteklerini benimle doldurmak isteyen kadınları asla hayatıma almam.

Aynısını okuduğumuz kitaplar da yapıyor bize. Öğrenmek istediğimiz diller de bize bunu yaşatıyor. Onları yeterince sevmediğimizi hemen anlıyorlar ve kendi dünyalarını bize o zaman ne olursa olsun açmıyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir