İyi Yazmanın 5 Altın Kuralı

Editör olduğum ve yıllardır sayısız insana yazı konusunda yardım ettiğim için insanlardan sürekli olarak yazı örnekleri alıyorum. Kimi daha iyi yazmak istediği için ulaşıyor bana, kimi fikir almak, kimi de sadece kendini göstermek için.

Kimin hangi saikle yazdığını hiç umursamıyorum ve herkese yardım etmeye çalışıyorum. Çünkü yazmak benim için her şeyden önce bir ruhsal inşaat. Kişisel gelişimin merkez noktasında duran bir içsel çalışma. Bu yüzden de, birinin daha iyi yazmasını sağlarsam onun ruhuna da iyi geleceğimi düşünüyorum. Düşünmenin de ötesinde, biliyorum. Çünkü ben de yazarak (ve başkalarının yazdıklarını okuyarak) tedavi oldum.

Son dönemde bu yüzden yazıştığım bir genç kızda özel bir yan gördüm ve eğer onun için bir şey yapmazsam düşüncesindeki o özel yanın asla gelişemeyeceğini, zaman içinde güdükleşip tükeneceğini fark ettim. Çevresinde onu kimse keşfedemeyecek ve belki de bu yüzden o da kendinden hiçbir zaman tam anlamıyla haberdar olamayacaktı. Çevresindekileri geçtim, henüz kendisinin bile fark etmediği ışığı sönmesin diye de ona daha yakından dokunmak istedim. Eğer beni hayal kırıklığına uğratmazsa, dokundum da. Nasıl mı?

Telefonla hiç konuşmamamıza rağmen onu bir gece aradım. Gündüz de arayabilirdim, ama gece aradım. Gece ararsam şaşıracaktı çünkü. Ben de şaşırmasını, bu şaşkınlığının da sevincini arttırmasını istiyordum. Aradım ve ona bir proje verdim.

İlgisini çektiğini, kafasını kurcaladığını bana yazdığı mektuplardan bildiğim bir insan vardı. Bu insanın 20 sayfalık biyografisini yazacaksın ve ben de sana yazının her aşamasında yardım edeceğim, dedim. Çünkü ancak böyle somut bir çalışmayla bir yazı birikimi edinebilecekti. Ancak bu sayede yazı konusunda kendine güvenebilecekti.

Beni şaşırtmadı ve teklifime çok sevindi. Kafasında sadece birkaç çekince vardı. O çekincelerini de giderdikten sonra gönül rahatlığıyla, “Tamam!” dedi.

Yazarken pusulası olsunlar diye ona, yazmaya dair birkaç madde yazıp gönderdim. Bu maddeleri şimdi burada da paylaşıyorum. Paylaşıyorum ki yazmak isteyip bir türlü başlayamayanlara veya başlayıp da devam ettiremeyenlere de yol arkadaşı olsunlar:

“1) Okurunun en çok merak ettiği ve en çok bilmek istediği şey SEN’sin. Başka her şeyi, her bilgiyi başka kitaplarda okuyabilirler. Yazılarında onlara sunabileceğin tek eşsiz şey SEN’sin. Bu yüzden ‘ben’ demekten hiç çekinme. Aksine, yazdıklarında ne kadar seni görürsek o kadar iyi.

2) Yazarken yapman gereken en önemli şey kendin olman. Ne kadar kendin olabilirsen o kadar iyi. Bunu yapmanın, duyulduğu kadar kolay olmadığının farkındayım, ama, yazmak kişisel gelişimimizle doğrudan ilintili, diye boşuna demiyorum zaten.

3) Unutma, kurgu dışı yazıyı (denemeyi) kendin için yazarsın. Kafanda bir mesele vardır. Yazarak, yani yazı yoluyla düşünerek o meseleye cevaplar bulmaya çalışırsın. Kafanı kurcalayan şeyleri başlangıç noktan yap ve yazının koridorlarından geçerek bir yere varmaya çalış.

4) Yazının tanımı en basit biçimde, bir cümlenin kendinden sonra gelen cümleyi sınırlaması, şeklinde yapılabilir. Her cümlen bir önceki cümlenin mantıklı devamı olmalı. Ve bu mantık hattı ilk cümlenden son cümlene kadar hiç kopmamalı.

5) Yazındaki her bütünde (10 sayfa da, 20 sayfa da, 250 sayfa da yazsan yazın mutlaka birkaç bütüne ayrılacaktır), söylemek istediğin en fazla BİR şeyin vardır. İKİ DEĞİL! İşte bu BİR şey yazının başından sonuna kadar hep aklında olmalı. Yazdığın her paragrafta sor kendine: Bu yazdığımın, söylemek istediğim şeyle GERÇEKTEN ilgisi var mı? Söylemek istediğim şeye GERÇEKTEN bir katkı yapıyor mu?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir