Hayattaki En Önemli Soru

Türkiye’de konservatuvardayken, yani ortaokul ve liseye giderken herkes ne kadar çalışırsam o kadar iyi obua çalacağımı söylüyordu. Okulun her koridorundan, “Çalışın!” sesleri yükseliyor, derste, teneffüste, kantinde, bahçede hep, insanüstü çalışma temposu olan müzisyenlerin efsanevi hikâyeleri anlatılıyordu. Ben de bunu fazla ciddiye almış olmalıyım ki hep çalıştım. O kadar çalıştım ki okulda öğrencileri çalışmaya teşvik etmek için öğrenci ve öğretmenler arasında, “En çok kim çalışıyor?” anketi yapılır, birinci çıkana da sembolik bir para ödülü verilirdi. Bu ankette en çok oyu hep ben alırdım.
 
Hangi işte olursa olsun, bir insanı hızla geliştiren şeyin çok çalışmak değil, iyi çalışmak olduğunu ilk defa Almanya’da öğrendim. En çok çalışanın değil, en iyi çalışanın en büyük başarıya erişeceğini ilk defa Almanya’da anladım. Çalışmanın niceliğinin değil, niteliğinin önemli olduğunu ilk defa Almanya’da fark ettim.
 
Bunu anladıktan sonra da hep, nasıl daha iyi çalışabilirim, sorusunun cevabını aradım. Çalışırken en az sürede en yüksek verimi almanın yollarını araştırdım. Bunun için kurslara gittim. Özel dersler aldım. Öğrencisinden profesörüne bütün müzisyenlerden, doğru çalışmaya dair bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Bu konuda sayısız kitap okudum ve yüzlerce sayfa bilimsel makale yazdım. O kadar ki performans psikolojisi, başarı psikolojisi vs. gibi alanlarda kendimi CNN International’e SON DAKİKA röportajı verebilecek yetkinlikte görüyorum. Bütün dünya bir anda, eşit oranda çalışan müzisyenler içinde biri neden diğerlerinden daha iyi çalıyor, kortta üst düzey bir tenisçinin kafasından neler geçiyor, neden kimilerinin on saatte yapamadığını birisi bir saat içinde rahatlıkla yapabiliyor, gibi sorulara cevap arar ve cevap verecek başka kimseyi bulamazlarsa CNN International beni hiç çekinmeden arayabilir.
 
İyi, doğru, etkili çalışmanın elbette bir değil, birçok yöntemi var. Bu konuda yazılmış yüzlerce kitap, bu alanda çalışan binlerce araştırmacı var. Kimi ortak hatlar olsa da hepsi konuya farklı bir yorum getiriyor. Bu yüzden de doğru çalışmanın tek cümlelik bir sırrını vermek mümkün değil. Ama bana buna rağmen, birisine doğru çalışmayı öğretmen gerek, ama sadece bir iki cümle söyleme hakkın var, dese, şunu söylerdim:
 
Çalışmanın her dakikasında sor kendine: Ben şu an ne için, hangi problemi çözmek için çalışıyorum?
 
Bir şeye ne için çalıştığını kafasında tam olarak netleştiren insan doğrudan çözüm odaklı düşünmeye başlıyor. Çalışırken bütün emeğini problem çözmek için harcıyor. Bilinçli çalışmaya başlıyor. Ben şu an ne için çalışıyorum, sorusuna net bir cevap verebilen kişi eksikliklerini, o günkü çalışması sonunda hangi zayıf noktalarını güçlendirmek istediğini, nereden nereye gelmek istediğini ister istemez belirliyor ve o andan itibaren çalışma esnasında yaptığı her şey onu doğrudan geliştiren bir egzersiz haline geliyor.
 
Bu soruyu bir müzisyen olarak hayatımın en önemli sorusu haline getirdikten sonra bütün hayatım değişti. Eskisinden çok daha iyi, çok daha etkili çalışır hale geldim. Çalışırken çok az sürede çok büyük sonuçlar almaya başladım.
 
Bu soru müzik hayatımı doğrudan etkiledi etkilemesine ama bu yazıyı yazmamın tek sebebi bu değil. Müzik hayatımı değiştiren sorunun ne olduğunu anlatmamın bir başka sebebi daha var:
 
Bunları yazdım, çünkü aynı soru yazı hayatımı da değiştirdi.
 
Yazdığım her paragraftan sonra kendime, Şu an ne için yazıyorum? Ne demek istiyorum? sorularını sormaya başladığımdan beri çok daha hızlı ve kolay yazmaya başladım. Bir profesyonel yazar olarak verimim arttı. Yazarken ne zaman tıkansam, kendime tekrar, ben bu yazıda ne demek istiyorum, sorusunu sordum ve bu soruya kem küm etmeden, net bir cevap verdiğim gibi bütün tıkanıklığım geçti ve neredeyse, Mihaly Csikszentmihalyi’nin meşhur “flow” deneyimi içinde hiç zorlanmadan yazmaya devam ettim.
 
Bu yüzden yazıya, ama aynı zamanda da hayata dair verebileceğim en iyi ders bu:
 
Arkadaşına mesaj atarken de, iş başvuru mektubu yazarken de, Facebook’ta yorum yazarken de, tezini yazarken de, kitabını yazarken de sürekli dur ve şu soruyu sor kendine:
 
Ben bu mesajda/bu mektupta/bu tezde/bu kitapta ne demek istiyorum? Bütün bunları ne için, ne söylemek için yazıyorum?
 
Eğer kendine bu soruyu sorduktan sonra lafı ağzında geveliyorsan veya birden fazla cevap veriyorsan bil ki ne yazmak istediğini henüz tam olarak bilmiyorsun.
 
Bunu anladığın zaman her şeyi bir kenara bırak. Her şeyi bir kenara bırak ve yazdığın şeyin boyutuna göre bir dakika, bir saat, bir gün, bir ay veya bir yıl kafa patlatıp bu sorunun cevabını bulmaya çalış.
 
Bu sorunun cevabını bulduğun gün kitabını yazmaya başladığın gün olacak. İnsanlarla iletişimin güçlenecek. İş başvurularından çok daha olumlu sonuçlar almaya başlayacaksın.
 
Bu sayede sadece daha iyi yazmaya başlamayacaksın. Aynı zamanda hayatın da değişecek.
 
Birisiyle konuşurken, ben bu insanla ne için konuşuyorum, diye soracaksın kendine ve hayatına alacağın insanları bu soruya verdiğin cevaba göre seçeceksin.
 
Bir işe başlarken, bir işten ayrılırken, bir yere taşınırken, bir yerden ayrılırken, bir şey söylerken, birisini dinlerken, bir film izlerken, bir kitap okurken hep bu soruyu, ben bunu ne için yapıyorum, diye soracaksın kendine ve verdiğin cevaplar doğrultusunda o işi yapıp yapmamaya, yapmaya devam etmek isteyip istemediğine karar vereceksin.
 
Kendine, bir şeyi ne için yazdığını sormaya başladığın gün aynı zamanda, ne için yaşadığını da soracaksın ve yaşamanın hakkını işte asıl o günden itibaren vermeye başlayacaksın.
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir