Geçmişi Elinden Alınan Adam

4 Nisan 1954 – 21 Haziran 1982 – 19 Haziran 2004

Size muhtemelen hiçbir anlam ifade etmeyen bu üç tarih benim hayatımın en önemli tarihleri.

Birincisi, babamın doğumgünü.

İkincisi, annemle babamın evlendikleri gün.

Üçüncüsü, babamın öldüğü gün.

Babamın annemle birlikte geçirdiği 22 yıllık sürenin 16 yılına ben de şahit oldum. Hayatımın hatırlamadığım ilk üç yılını çıkarırsak eğer, 13 yılına. Geri kalanına da annem şahit oldu. Peki ya öncesi?

Öncesi yok. Babamın, annemle tanıştığı günden önceki yirmi sekiz yıllık yaşamı hakkında sıradan bir iki küçük hikâye dışında hiçbir şey bilmiyorum. Annem de bilmiyor. Babam hiç anlatmadı çünkü. Kaç kere sorduysak da anlatmadı. Muhtemelen, anlatamadı. Eski kötü günleri hatırlamayı ben de istemem. Hatta geçmişin güzel günlerini bile hatırlamak çoğu zaman yorar, üzer, zorlar beni. Ama babam, hayatının annemle şahit olmadığımız yıllarını büsbütün koparıp atmıştı.
 
O yıllar hakkında hiç konuşmadı. Konuşmaya konuşmaya belki de bir süre sonra o zamanları düşünmeyi de bıraktı. Veya düşüncelerini o kadar kaplıyorlardı ki gitgide korkmaya başladı onlardan. O yüzden de konuşamadı.
 
Ne oldu, neler yaşandı, hayatının ikinci yarısını neden geçmişsiz yaşamayı seçti, bilmiyorum. Ama kendimi sık sık babamın karanlık geçmişinde dolaşırken buluyorum.
 
Onun geçtiğini hayal ettiğim o karanlık sokaklarda kendimi, babamın izlerini ararken yakalıyorum.
 
Yaşım ilerledikçe babamın geçmişi en büyük meselem haline gelmeye başladı.
 
Bu gize gittikçe daha fazla çekiliyorum.
 
Zaman geçtikçe, bu en büyük bilmecemin cevabını hiçbir zaman öğrenemeyecek olmamın verdiği çaresizliği daha keskin bir şekilde hissediyorum.
 
Babamın izlerinin peşine sadece hayallerimde değil, gerçekten de düşme kararı aldığım zamanlar oluyor. Ama sonra bunun ona bir saldırı olacağını, bunu yaparak babama istemediği bir şey yapacağımı düşünüp kendimi frenliyorum. Toprağın altına sakladığı günlüğünü, toprağı hırsla eşeleye eşeleye çıkarıp okumak gibi geliyor bana bu. O yüzden de kendimi durduruyorum.
 
Oğuz Atay, son yıllarında kafa yorduğu ama bitiremediği roman çalışmasına “Geleceği Elinden Alınan Adam” ismini koymayı planlıyordu. Günlüğüne buna dair, “Geleceğini kaybetmek yaşanan zamanı da boşlaştırıyor,” diye not düşmüştü. Bazen düşünüyorum da babamın romanı yazılsaydı eğer, “Geçmişi Elinden Alınan Adam” olurdu adı.
 
Kim bilir, geçmişinden bu kadar kaçmamış olsaydı veya tam tersi, geçmişinin prangalarından biraz olsun kurtulabilseydi doğumgününü bugün birlikte kutlayacaktık belki de.
 
Geçmişi, yaşama sevincini almıştı babamın.
 
Yaşamayı bırakmıştı.
 
Babam:
 
Geçmişi elinden alınan adam.
 

1 thought on “Geçmişi Elinden Alınan Adam

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir