Farsça Öğrenmeye Başladığını Söyleyen Arkadaşıma Mektubum

Çok değerli bir meslektaşımın İranlı sevgilisi var. Yazılarımdan etkilenip Farsçaya başladığını söyledi. Ona yazdığım mektup:
 
“Merhabalar …,
 
Farsça öğrenmeye başladığını yazdığını görünce hem çok sevindim hem de içim bir an cız etti. Neden sevindiğimi anlatmama gerek yok. Ama içimin neden cız ettiğini anlatmam gerek:
 
Almanya’da okumaya başladığım ilk gün tanıştık onunla. Okulda gördüğüm ilk insandı. Sonra sevgili olduk. Hayat bizi ayırana kadar da dört sene beraber kaldık.
 
Onu diğerlerinden ayıran birçok özelliği vardı. Ama bana ve ortak arkadaşlarımıza göre sanıyorum en çarpıcı özelliği dillere olan sevgisi ve yatkınlığıydı. Yazılarımdan “yetenek”, “yatkınlık” gibi laflara alerjimin olduğunu biliyorsun. Yetenek ve zekâya değil, çalışma ve sebat etmeye inanıyorum.
 
Ama onun dillerle ilişkisini düşününce aklıma “yatkınlık”, “yetenek” gibi doğa üstü, Allah vergisi olduğuna inanılan özelliklerden başka bir şey gelmiyor. İngilizce konuşuyor, İngilizler İngiliz olduğunu sanıyordu. Fransızcada da aynı şekilde yetkindi. Ama beni belki de en nefret ettiğim kelimeyi, “yeteneği” kullanmaya iten bunlar da değil. Onu gözümde diğer herkesten ayıran şey Türkçe ile ilişkisi oldu. Ne ara oldu anlamadım, şakır şakır Türkçe konuşmaya başladı. O kadar ki onun sokağında bir Türk fırını vardı. Orada çalışan adam onu bir buçuk sene boyunca Türk sanmış. Öylesine mükemmel bir telaffuzu vardı. O kadar güzel Türkçe konuşuyordu.
 
Dediğim gibi, öyle gerekti ve ayrıldık. Ayrıldıktan yıllar sonra bir gün, tesadüf bu ya, sokakta karşılaştık. Şaşkınlığı üstümüzden attıktan sonra en yakın kafeye oturduk. Hoşbeş, sohbet derken, Türkçe ne âlemde, dedim? Bir süre bir şey demeden yüzüme baktı. Ne demek istediğini hemen anladım. Ben üzüldüğümü ona belli etmemeye çalıştım. Ama o saklayamadı. Gözleri buğulandı.
 
Hatırlarsın belki, birinci Latince günlüğümde dil öğrenme sürecinde ilk ve en önemli adımın, bu dili neden öğrenmek istiyorum, sorusuna cevap vermek olduğunu söylemiştim. Gerçekten de, bir dili öğrenmeye başlamadan önce ve öğrenirken o dille aramızda çok güçlü duygusal bağlar kurmamız gerek. Bunu da en iyi, o neden sorusuna vereceğimiz gerçek cevaplarla yapabiliriz.
 
İşte, sen bu konuda çok şanslısın. Çünkü senin Farsça ile aranda duygusal bağlar kurmana da gerek yok. Kendine, bu dili neden öğrenmek istiyorum, diye sormana da gerek yok. İranlı bir sevgilin olduğu için Farsça ile aranda o bağlar zaten mevcut ve bu yüzden eminim ki Farsçada kısa zamanda önemli ilerlemeler kaydedeceksin.
 
Bir dille aramızda duygusal bağlar kurmak için illa o dili konuşan bir sevgilimiz olmasına gerek yok tabii ki. Bizi sevgilimizin dilini öğrenmeye iten duygusal süreci analiz edip, bu analiz sonucunda tespit ettiğimiz duyguları, öğrendiğimiz dilde sevgilimiz olmasa da içimizde canlandırabilir, her istediğimiz dile sanki âşık olduğumuz insanın diliymişçesine bağlanabiliriz.
 
Ama senin bunlara ihtiyacın yok. Sen, dediğim gibi, bu anlamda talihlisin ve bunun da etkisiyle Farsçayı çok güzel öğreneceksin. Fakat bu mektubu yazmamın asıl sebebi başka.
 
Bu mektubu sana, ayrıldıktan yıllar sonra sokakta karşılaştığımız gün eski sevgilimle beni derinlerimizde allak bullak eden o soru seni ve sevgilini hiçbir zaman üzmesin diye yazdım. Hayat bu. Her şey olabilir. Umarım, bir ömür boyu mutlu olursunuz. Ama bir gün hayat sizi ayırabilir de. Öyle bir şey olursa eğer, sevgilinden ayrıldığın yetmezmiş gibi dünyanın en büyük şairlerinin dilinden de ayrılmak zorunda kalma diye yazdım.
 
İranlı bir sevgilinin olması Farsça öğrenmen için çok güçlü bir sebep. Bu sebebe sıkı sıkı tutun. Ama lütfen, bu dille arandaki tek bağ İranlı sevgilin olmasın.
 
Farsçayı sevgilinden ayrı bir yere koy.
 
Sevgiline olan sevgin bu dile olan sevgine karışsın. Bunda hiçbir sakınca yok. Aksine güzel bir şey bu. Sana faydası dokunacak bir şey.
 
Ama Farsçayı asla, sevgilini sevdiğin için sevme.
 
Bu eşsiz dili asla sevgilini sevdiğin kadar sevme.
 
Farsçaya kalbinde, sevgilinden bağımsız bir yer ayır.
 
Farsça öğrenme mutluluğuna seni sevgilin taşıdı. Ama Farsçanın sana verdiği mutluluğu asla sadece sevgiline bağlama.
 
Benden ayrıldıktan sonra yavaş yavaş Türkçeden kopan eski sevgilim gibi yapma ve hayat sizi ayırsa bile, Mevlânâ’nın dilinden kopma.
 
Herkes bir gün gidiyor çünkü.
 
Herkes gidiyor ve tek başımıza kalıyoruz. Tek başımıza ama içimizde biriktirdiklerimizle beraber.
 
Bu yüzden de mutluluğunu hiç kimseye bağlama.
 
Giden gitsin. Ama Farsça hep seninle kalsın.
 
Çok sevgilerimle”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir