En Büyük Düşmanların

“Kendimi birkaç alanda birden otorite olarak görüyorum. (Birkaç alanda birden otorite olmak istiyorum.) Birkaç alanda, yaşadığım çevrede, şehirde, ülkede benim kadar donanımlı birisi yok. (Birkaç alanda, yaşadığım çevrede, şehirde, ülkede en donanımlı insan olmak istiyorum.)”
Bunu okuyan kimi insanlar bu sözlerimde aşırı iddialı birini görüp rahatsız olacaklar. Hayatlarında hiçbir şeye, hiçbir konuya, hiçbir alana derinleşememişler, hiçbir zanaati olmayanlar, hiçbir işe, alana, konuya yüzlerce, binlerce saatlerini adamamış olanlar bu sözlerimden bir şekilde rahatsız olacak, sarsılan egolarının onlara yaşattığı acıyı bana nasihat verme kılıfı altında saldırarak unutmaya çalışacaklar.
 
Onları hiç önemsemiyorum. Benim önemsediklerim diğerleri. İki paragraf yukarıda yazdığım şeyi okuyup, o zaman ben de yapabilirim, diye düşünenler. Kendilerini geliştirmek isteyenler. Kendilerini geliştirmeden, her gün bir adım daha ilerlemeden duramayanlar.
 
İçlerinde kimileri var ki gelişmek, kabuklarını kırmak, ilerlemek istiyorlar, fakat ne yapacaklarını, nasıl başlayacaklarını bilemiyorlar. Bu sözlerim onların elinden tutacak ve bir veya birkaç alanda yetkinliğe erişmelerine giden yolda onlara rehber olacak.
 
Sizi güzel sözlerle, güya sizi düşünüyormuş gibi yaparak aşağıya çekenlere kanmayın! En büyük düşmanlarınız onlardır. Ne isteseniz, hangi hayalinizden bahsetseniz, “O kadar açılma istersen,” derler. “Bu kadar iddialı olma.” derler. “Burnun kalkmasın,” derler. “Yanlış anlama lütfen,” diye eklerler sonra hemen, “Ben seni sevdiğim, düşündüğüm için söylüyorum bunları.”
 
Böylelerinin sizi düşündüğü falan yok. Kimsenin kimseyi düşündüğü yok. Onlar kendi egolarında boğuluyorlar ve üstlerinden atamadıkları ölü toprağını size de atmaya çalışıyorlar.
 
Eğer kendinizde ayırıcı bir özellik göremiyorsanız hiçbir şey başaramazsınız. Kendinizi bir konuda diğerlerinden üstün göremiyorsanız hiçbir işte başarılı olamazsınız.
 
Her iş bir iddiayla başlar.
 
Kendinize meydan okursunuz. Bazen de başkalarına. Dünyaya. Ama en çok da kendinize. Kendinize meydan okur ve, başaracağım, dersiniz. Bundan da ötesi ve iyisi, bu işi ben başaramazsam kim başaracak, der ve çalışmaya başlarsınız. Bunu dedikten sonra başaramamanız imkânsızdır artık.
 
Örneğin ben en az 5 alanda kendimi otorite olarak görüyorum. En az 5 alanda Türkiye’de benim kadar donanımlı birinin olmadığını düşünüyorum. Boş laf değil bu söylediklerim. Bu sözlerimin arkasında binlerce saatlik emek yatıyor. Herkes gezip tozarken benim gece gündüz çalışmam yatıyor. Bu yüzden de burnu havalarda değil, son derece ayakları yere basan bir şey bu söylediğim.
 
Ve son derece de mütevazı. Mütevazı mı? diyeceksiniz. Evet, mütevazı. Son derece mütevazı.
 
Çünkü bunu söyleyerek kendimi değil, verdiğim emeği, gösterdiğim sebatı öne çıkarıyorum.
 
Çocukluğumdan beri sürekli işittiğim, ne kadar yeteneklisin, ne kadar zekisin, laflarıyla savaşıyorum her gün. Zeki veya yetenekli olduğumdan olmadı, olmuyor bütün bu yaptığım işler, diyorum herkese. İstedim, sebat ettim ve çalıştım. Bu işin tek açıklaması bu. Keramet bende değil yani, diyorum. Keramet çalışmakta, çok istemekte ve sebat etmekte.
 
Hatta insanların beni yetenekli veya zeki görmesinden o kadar dertliyim ki şu an sırf yetenekli ve zeki olmadığımı kanıtlamak için bir kitap yazıyorum.
 
Hayatlarında bir kere, ne kadar yeteneklisin, ne kadar zekisin, gibi bir laf işitmek için yanıp tutuşanlar, böyle bir şey işitince bütün dengelerini kaybedip havalarda uçanlar, ben, en az şu kadar alanda benim kadar donanımlı birinin olmadığını düşünüyorum, deyince bu sözlerimi kendini beğenmişlik sanacaklar.
 
Olsun, sansınlar. Ne isterlerse düşünsünler. Onları, güya temkinlileri, güya seni düşünenleri kaale alma.
Genelde en yakınlarındaki insanlardır bunlar. Annendir, babandır, abindir, ablandır, öğretmenlerindir, akrabalarındır, komşularındır. Böylelerini elinin tersiyle bir kenara it. Onları bir kenara itmezsen hayat seni bir kenara itecek.
 
Başladığım her işten önce birileri beni ne kadar düşündüğünü ve sevdiğini söyleyip yapmak istediğim işten beni alıkoymaya çalıştı. Hiç istisnasız, her defasında böyle oldu. Zihnimde ne zaman kendime dair beni heyecanlandıran bir vizyon canlansa, ruhum ne zaman kendime dair bir hayalle kanatlansa birileri çıktı, “Sen de ne yapacağına bir karar ver canım,” dedi. “Hepsini aynı anda yapamazsın,” dedi. “Yanlış anlama, ben seni düşündüğüm için söylüyorum bunları,” diye de ekledi.
 
Sonunda noldu, biliyor musun?
Yapamazsın, dedikleri her şeyi yaptım.
Onlar ise hâlâ oldukları yerde sayıyorlar. Beni kendileri gibi kuyruğundan korkan biri yapmayı başaramadılar, kendilerinden daha büyük ve zengin hayalleri olan başka çocukları bulmak, onların hayatını karartmak için fırsat kolluyorlar.
 
Birisi seni bir konuda uyarıyorsa, havalara girme, yapamazsın, diyorsa, bu söylediğin gerçekçi değil, ben seni düşünüyorum, diyorsa hemen o kişinin kendi hayatında neyi başarıp başaramadığına bak.
 
Sana akıl verdiği konuda bir başarısı, büyük bir başarısı var mı?
 
O işe (işin ne olduğuna göre değişir şekilde) yüzlerce, binlerce veya benim iki alanda yaptığım gibi 10.000 saatten fazla emek vermiş mi? Yetkinleşmek için bu kadar emek istemeyen bir konu ise söz konusu olan, o konuda en azından yüzlerce kitap okumuş, bu konu üzerine yüzlerce, binlerce sayfa yazmış, yani binlerce sayfa bu konu üzerine düşünmüş mü?
 
Bu sorulara, hayır, cevabını veriyorsan karşındakini asla ciddiye alma.
 
Kendisi yapmamışsa senin yapamayacağını nereden biliyor?
 
Kendisinin uğrunda yıllarını verdiği bir hayali olmamışsa senin bir hayalle havalara gireceğini neye dayanarak söyleyebiliyor?
 
Bu konuda ne gibi bir tecrübesi var da senin yaşayacaklarını bu kadar kesin bir şekilde görebiliyor?
 
Bir şey söyleyeyim mi, hiçbir şey bildiği yok. Senin geleceğini falan gördüğü yok.
 
Gördüğü tek şey sendeki potansiyel.
 
Senin bir şey yapabilme, bir şey başarabilme, bir eser yaratabilme ihtimalin olduğunu görüyor ve gördüğü şey onu inanılmaz şekilde rahatsız ediyor.
 
Kendisinin bir şey yapamayacağına, başaramayacağına, bir eser ortaya koyamayacağına daha çocukluğunda iman etmiş çünkü.
 
Evet, kendini sevmiyor, kendine değer vermiyor, kendini bilmiyor. Bu yüzden de kendinde hiçbir şeye girişecek cesareti bulamıyor. Olmazsa üzülürüm, diye korktuğu için kendine hayal kurma hakkı dahi tanımıyor. Özdeğerden, özsevgiden öylesine yoksun kalmış ki artık hiçbir şeyle heyecanlanamıyor. Hiçbir iş onu heyecanlandıramıyor. Hiçbir hayalle karnında kelebekler uçuşmuyor.
 
Bu yüzden ya cesaret bulup bir şey başarsa bile başardığı şey ile tatmin olamıyor. Çünkü yaptığı hiçbir işi istediği, heyecan duyduğu için yapmadı o. Kendini bilmeyen hep başkalarıyla yarış içindedir. O da birini gördü, kıskandı, bir şeye başladı. Bir şey başardıysa ancak bu şekilde başardı. Bu nedenle de başardığı şey onu mutlu etmiyor. Başardım işte, noldu ki, diyor sonunda. Yine mutlu olmadım. Yine tatmin olmadım. Peki, şimdi ne olacak?
 
İddialı olmaktan korkma. Büyük hayaller kurmaktan korkma. Geleceğini düşünüp heyecanlanmaktan korkma. Büyük işler başarma isteğini gizleme. Kendine büyük hedefler koymaktan çekinme.
 
Hiçbir şey için geç değil. Hiçbir şeye geç kalmadın.
 
Tek bir kitap dahi okumadıkları bir alana 80 yaşında çalışmaya başlayıp birkaç yıl sonra o alanın dünya üzerindeki en büyük birkaç otoritesinden biri haline gelmiş insanlar var.
 
Şu yaşa geldim, artık geç kaldım, diye düşünme. 40 yaşından sonra dil öğrenmeye başlayıp 25 dilde çok üst düzey bir seviyeye erişmiş polyglott’lar var.
 
Okulunu okumadım, diye düşünme. Tıp, müzik vs. gibi sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen alan dışında her alanda, okula gitmeden uzmanlaşabilirsin. Hiç okuluna gitmeden 3 yıl içinde bir alanın Türkiye’deki en donanımlı uzmanı haline rahatlıkla gelebilirsin. Her 10 senede bir ise bir alanda dünya çapında bir otorite olabilirsin. Seni motive etmek için söylediğim bir hayal değil bu. Sayısız örneği var. Başkalarını geçtim, kendimden biliyorum.
 
Sana toplumun, ailenin, öğretmenlerinin vs. aşıladığı gibi kendine, ben bir (veya birkaç) alanda şehrimdeki, ülkemdeki, dünyadaki en donanımlı kişi olacağım, dersen kendini beğenmiş biri olmazsın. Ukala biri olmazsın. Ayrıca, başkalarına zarar vermedikten sonra ukala biri olsan ne olur? Bu sözler seni ukala biri yapsa ne olur?
 
Seni düşündüklerini söyleyip her hayalini ağzına tıkanları;
ne zaman içinden büyük bir düşünce geçse, sen kim olduğunu biliyor musun’larla seni bir şey istediğine isteyeceğine pişman edenleri;
 
ne zaman kendini, çevreni, şehrini, ülkeni aşmak istesen, sana güya kendini hatırlatıp olduğun yere oturtanları elinin tersiyle bir kenara itmen gerek.
 
Eğer bir şeyler yapmak, mutlu, tatminkâr biri olmak istiyorsan böylelerini hayatından hiç düşünmeden çıkarman, annen, baban gibi hayatından çıkaramayacağın insanları ise ne yapıp ne edip kafandan çıkarman gerek.
 
Eğer bunu yapamazsan hayat seni hiç düşünmeden bir kenara itecek.
 
Seni güzel sözlerle aşağıya çekmeye çalışanları hayatından ve aklından çıkarmayı başaramazsan hayat seni her yaşadığın gün biraz daha karanlığa çekecek.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir