“Bana en büyük hazzını söyle…”

Bütün hareketlerimizin altında tek bir sebep yatıyor: acıdan kaçma ve haz duyma isteği.
 
Ne yapıyorsak acıdan kaçmak ve haz duymak için yapıyoruz. Hayatımızı tümüyle bu iki isteğin, acıdan kaçma ile haz duyma isteğinin üzerine inşa ediyoruz. Bütün ilişkilerimizi bunun üzerine kuruyoruz. Ağzımızdan çıkan her söz bu iki temel istek tarafından biçimleniyor. Hayattaki en büyük gayemiz ve amacımız bu: Acıdan olabildiğince kaçmak, olabildiğince haz duymak.
 
Bu iki temel istekten ilki, yani acıdan kaçma isteği hepimizi birbirimize bağlıyor. Hepimiz korkuyoruz ve acı duymamak için de hayatta büyük oranda benzer önlemler alıyoruz. Acıdan kaçma yöntemleri insandan insana pek değişmiyor. Korkularımız sayesinde hepimiz birbirimize benziyoruz.
 
Acıdan kaçma isteği hepimizi birbirimize bağlarken haz duyma isteği ise hepimizi birbirimizden ayırıyor. İnsanlar arasındaki bütün farkları haz duyma isteği yaratıyor. Bir insanı matematik dehâsı, ötekini seks bağımlısı, birini sanatçı, ötekini dolandırıcı yapan şey bu tam da: haz duyma isteği.
 
Hepimiz temelde aynı şeyden ve aynı şekilde korkuyoruz. Ama hiçbirimiz aynı şeyden ve aynı şekilde haz duymuyoruz. Bir şeyin, bir işin, bir kişinin bize verdiği hazzı hepimiz farklı biçimlerde algılıyor, hazlarımıza hepimiz farklı anlamlar biçiyoruz.
 
Bu yüzden de, sadece hazlarımızı gözlemleyerek kendimize dair çok önemli çıkarımlar yapabileceğimizi düşünüyorum. Ve sadece hazlarımızı değiştirerek hayatımızı tümüyle değiştirebileceğimize inanıyorum.
 
20’li yaşlarımın başlarında, o dönemdeki bütün yaşıtlarım gibi karşı cins benim için çok önemliydi. Çünkü yaşıtlarım gibi ben de en büyük hazları ancak kadınlarla yaşayabileceğimi sanıyordum. Bu yüzden de bir karar alırken en başta, bu kararımın karşı cinsle ilişkilerimi olumlu yönde etkileyip etkilemeyeceğini tartıyordum.
 
Fakat bu durum o zamanlar bile korkutuyordu beni. Ne yani, hayatım hep kadınların peşinde mi geçecek, diye düşünüyordum. Hayatınızı, size en büyük hazzı veren şeyin üzerine kurarsınız çünkü. En büyük hazzı karşı cinsten alıyorsanız eğer, bütün hayatınız ve geleceğiniz isteseniz de istemeseniz de size haz vereceğini düşündüğünüz insanları elde etmeye çalışmakla geçer. Bunu daha o zaman hissediyor, Eski Yunan’dan aktarılan bir hikâyenin etkisiyle, erkekliğimin kontrolünde olmayacağım, açık konuşayım, erkekliğimi tümüyle yitireceğim günlerin hayalini kuruyordum. Katolik bir günah korkusundan değildi bu. Dini gerekçelerle dünyevi olanı reddettiğim için kurmuyordum bu hayali. Bunun tamamıyla somut bir sebebi vardı: Hayatları boyunca karşı cinse duydukları zaafla oradan oraya savrulan insanları görüyor, onlar gibi benim de hayatım boyunca o zamanki en büyük hazzımın kontrolünde olacağım düşüncesine katlanamıyor, gerçek mutluluğa ancak, karşı cinse duyduğum istekten kurtulursam erişeğimi düşünüyordum.
 
Bu hayalim ve o dönemki en büyük hazzımın beni çıkaracağı yoldan duyduğum korku içimde giderek bir şeyleri değiştirdi. Zaman içinde en büyük hazzım bir acı haline geldi. Sigara içmekten büyük haz duyarken bu kadar sigara içmeye devam ederlerse çok yaşamayacaklarını düşünüp korkan ve bu korkuyla sigaradan gittikçe uzaklaşan insanları düşünün. Veya çikolata yerken kendilerini kaybederlerken, çikolata midelerine dokunduğu için ne zaman çikolata yeseler mide ağrısıyla kıvranan insanların bir süre sonra acıdan kaçmak için çikolatadan uzaklaşmalarını. Benim yaşadığım da buydu. İlk yetişkinlik yıllarımda en büyük hazları insanlarla yaşayacağımı sanırken insanlarla yoğun ilişkiler içinde olmak bana giderek acı vermeye başladı ve vaktiyle haz unsuru olan insanlar gittikçe acı unsuru haline geldiler.
 
Bir hazzın, hem de benim için önemli bir hazzın acı haline gelmesiyle bütün hayatım değişti. Çünkü hayatınızda, düşünce ve ruh dünyanızda önemli yer tutan bir hazzı ancak, yerine başka haz veya hazları koyarak hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Benim de bana aslında hazdan çok acı verdiğini hissettiğim bu hazzı hayatımdan çıkarabilmem için içimde başka hazları büyütmem gerekti.
 
Örneğin bu hazlardan biri kelime hazzıydı. Örneğin bir sabah aklıma bir anda Almanca bir kelime düştü ve bu kelimeyi telaffuz edince içimde bir şeylerin kıpırdandığını hissettim. Çok çekici bir erkeği veya kadını gördüğünüzde hissettiğiniz o kıpırdanma var ya, onun aynısı. Belli şeyleri okurken veya telaffuz ederken bedensel hazlar duymaya başladım. Yazarken normalde hiç yaşamadığım veya çok seyrek yaşadığım bedensel yaşantılar yaşadığımı fark ettim. Böyle böyle kelimeler içimdeki en büyük haz unsuru haline geldiler. İnsanların verdiği hazla kıyaslanamacak denli büyük bir haz.
 
Bu da içimde deli gibi bir dil öğrenme isteği uyandırdı ve bu istek hâlâ sönmedi. Hayatımı artık fark etmeden bu en büyük hazzımın üzerine kuruyor, seyahatlerimi buna göre planlıyor, geleceğimi öğreneceğim dillere göre şekillendiriyorum. Bilinçli olarak yapmıyorum bunu. İçinde doymak bilmez bir yemek yeme arzusu olan bir insan güzel yemek yemek için nasıl ki her şeyi yaparsa ben de en büyük hazzım tarafından yönlendiriliyor, bütün kararlarımı içimdeki kelime açlığını biraz olsun doyuracak şekilde alıyorum.
 
Kelimeleri çok sevdiğini söyleyen çokça insana rastladım. Ama hiçbirine inanmadım. Çünkü hepsi sadece anadillerinde, yani tek bir dilde okuyup yazıyorlardı. Kelimeleri gerçekten seviyorsanız hiçbir şey sizi tek bir dilde tutamaz. Kadınlara zaafı olan bir adam düşünün. Böyle biri, önünde yüz tane güzel kadın onu beklerken nasıl ki sadece tek bir kadınla yetinemezse kelimeleri seven biri de asla tek bir dille yetinemez. Alman oryantalistiğinin kurucularından büyük şâir Friedrich Rückert’in 40’ın üzerinde dilde okuyup yazdığını ve bunların büyük kısmından çeviriler yaptığını (bilhassa Kuran çevirisi meşhurdur) biliyoruz. Rückert’in içindeki o muazzam kelime aşkının boyutlarını hayal dahi edemiyorum.
 
Bu deneyimim bana çok önemli bir şey öğretti:
 
Aşağılık değil, soylu bir insan olmak istiyorsam hayatta en çok haz aldığım şeylerin soylu şeyler olmasını sağlamam gerek.
 
Âciz değil, güçlü bir insan olmak istiyorsam hazlarımın tümüyle kendi içimden gelmesini sağlamam, haz duymak için başkalarına ihtiyaç duymamam gerek.
 
Alçak değil, yüce gönüllü bir insan olmak istiyorsam yüce hazlarla yoğrulmam gerek.
 
Bir matematik dehâsını matematik dehâsı yapan şey, hayatta en çok matematik çalışmalarından haz duymasıdır çünkü. Seks bağımlısını seks bağımlısı yapan şey de hayatta sadece seksten haz almasıdır.
 
Sanatçının en büyük hazzı sanatıdır. Yazar en çok yazmaktan haz alır. Ressam en çok resim yaparken haz duyar. Dolandırıcıyı ise hiçbir şey birini dolandırmak kadar mutlu etmez.
 
Bir arkadaşım geçenlerde, eskiden karşı cinse çok düşkün olduğunu ama artık değiştiğini anlattı. Söylediğine bir an bile inanmadım. Çünkü eskiye göre hayatında hiçbir değişikliğin olmadığını, hayatına, karşı cinsle ilişkiye girmekten aldığı hazzın yerini dolduracak başka hiçbir hazzın girmediğini biliyorum. Bu durumda da bir hazzınızdan kurtulmanız mümkün değildir. Bir dönem için yapabilirsiniz bunu. Belki bir ay, belki de bir yıl için kendinizi zihinsel, duygusal veya bedensel açıdan korumak adına, en büyük hazzınız ne ise onda gerçekten de diyete girebilirsiniz. Ama geçici bir şeydir bu. Eğer içinizdeki o büyük haz duyma isteğini doyuracak başka bir hazzınız yoksa döner dolaşır yine eski hazzınızın pençesine düşersiniz.
 
Herkes geleceğini merak ediyor. Falcılar fal bakmayı yetiştiremiyor. Oysa geleceğimizi öğrenmenin çok basit bir yöntemi var:
 
Bana en büyük hazzını söyle sana kim olacağını söyleyeyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir