AÇIK ÇAĞRIM

Hatırlayanlar vardır, birkaç gün önce Facebook sayfamdan, Japonya’da CD’imin yayınlandığını duyurmuştum. Bunun üzerine çok değer verdiğim bir gazeteci dostum, sağ olsun, röportaj vermem için Hürriyet’ten BirGün’e varana kadar saygın yayın organlarıyla irtibata geçmiş. Muhtemelen önümüzdeki dönemde bu gazetelerle röportajlar yapacağız.

Fakat o dostuma da söylediğim bir şeyi şimdi buradan duyurmak istiyorum:

Benim, inanın, artık kendime dair bir isteğim yok. Bir insanın, Bursalı bir işçi ailesinden gelme bir çocuğun tırnaklarıyla kazıyarak erişebileceği her şeye eriştim. Çok destek gördüm. Ama yakın arkadaşlarım bilir, destekten çok köstek gördüm. Buna rağmen hiç yılmadım ve kendime her felaketten sonra yeni bir dünya yarattım.

Dünyanın en önemli müzik merkezlerinde konserler verdim.

Dört ülkede ders verdim.

Alman Cumhurbaşkanı’nın özel davetiyle Alman Cumhurbaşkanı’na konser verdiğimde ve Alman Meclis Başkanı’nın aynı yöndeki isteğini reddettiğimde yirmi iki yaşındaydım.

Yurtdışında Alman profesörlerle birlikte “profesör” unvanıyla ders vermeye başladığımda yirmi beş yaşındaydım.

SONY’nin eski genel müdürünün özel davetiyle, Fuji Dağı manzaralı süitinde konakladığımda yirmi yedi yaşındaydım.

Almanca öğrenmeye başladığımda 17 (hayatımda aldığım toplam Almanca kursu taş çatlasa iki aydır, yani bildiğim diğer bütün dillerde olduğu gibi Almancayı da kendim öğrendim) , Almanya’da mahkeme ve polis tercümanı olarak çalışmaya başladığımda 18 yaşındaydım.

Dünyanın en değerli markalarından birinin Türkiye genel müdürü tarafından iş teklifi aldığımda 17 yaşındaydım.

Türkiye’den 6 üniversiteden hocalık teklifi aldım, diyebildiğimde yirmi altı yaşındaydım.

Resim ve edebiyatla ilgili yarışmalarda Bursa çapında dereceler aldığımda 9-10, yerel, ulusal televizyon kanallarına obua çaldığımda 13-14, NTV’ye, CNN Türk’e vs. röportaj verdiğimde 18-19 yaşlarındaydım.

Parasal olarak hiç ihtiyacım olmamasına rağmen Almancadan 15 kitap çevirdim.

Hepsi de Türkiye’nin çok saygın yayınevlerinden gelen belki de yüze yakın çeviri teklifini geri çevirmek zorunda kaldım. Bunların bir kısmı kitap çevirmenlerinin çok büyük kısmının hayallerini süsleyen kitaplardı.

30 civarında kitabın editörlüğünü yaptım.

Türkçe ve Almanca dillerinde 4.000 sayfa civarında bilimsel metin kaleme aldım.

Almanya’da başyazı olarak yayımlanan yazılarım oldu. Türkiye’de ve Almanya’da hem kendi adımla hem de müstear isimlerle yayımlanan sayısız yazımı saymıyorum bile.

Kitap yazmak veya daha iyi yazmak isteyen sayısız insana profesyonel destek sağladım.

Yurtdışında okumak isteyen yüzlerce öğrenciye yardım ettim.

Birçok yayınevine yayın programlarının oluşmasında yardım edip danışmanlık yaptım. Kimsenin farkında olmadığı birçok harika kitabın Türkçeye çevrilmesini sağladım.

Bana her gün yazıp herhangi bir konuda yardım isteyen insanlara hiç karşılık beklemeden yardım ettim, kendilerine daha iyi bir hayat kurmalarını sağlayacak öneriler verdim.

Birçok insana iş verdim, birçok öğrencinin burs almasını sağladım.

Hakkımda, çok değerli isimler tarafından kaleme alınmış yazılar yayımlandı.

TRT Radyo 1 gibi çok değerli bir kurumda müzisyen ve çevirmen olarak bir saate yakın portrem yayınlandı.

Ayrıca, müzisyen olarak çok kaliteli bir eserin bana ithaf edilmesi onurunu yaşadım.

Almanya’da okuduğum üniversitelerden birinde, herkes toplu derslere girerken bana (sadece benden oluşan) özel bir sınıf açıldı ve orada okuduğum süre boyunca üniversite hocalarından tek başıma özel dersler aldım. Diğer okuduğum üniversiteye ise “Üstün Yetenekli Yabancı Öğrenci” statüsünde kabul edildim ve diğer bütün öğrencilerin yerine getirmesi gereken birçok yükümlülükten muaf tutuldum.

Venedik’ten Viyana’ya, Berlin’e, Avrupa’nın en saygın üniversitelerine, kimi zaman üniversitelerin öğrenci alım şartlarına uymamama rağmen profesörlerin özel ricasıyla kabul edildim.

Huzur evlerinde de söyleşiler yaptım, hapishanelerde de, köy okullarında da, üniversitelerde de.

Kaç dilde okuyup yazdığımı zaten beni takip edenler biliyor. Ama birkaç sene içinde okuyup yazdığım dillerin sayısını 10’un üzerine çıkaracağımı herkes bilmiyor. Onu da şimdi söylemiş olayım.

Şu an hatırlayamadığım başka önemli olayların yanında, bir de burada söylememe gerek olmayan başka birçok iş yaptım, hâlâ da yapıyorum.

Tabii, burada sadece başarılarımı, başarılarımın küçük bir kısmını sıraladım. Bu konuda çalışanlar bilir, bu kadar başarı elde edebilmek için bunların birkaç katı kadar da başarısızlık yaşamış olmanız gerekir. Onlara yer verdiğim yazılarım da oldu ama başarısızlıklarımı, aldığım yenilgi ve retleri bu şekilde toplu halde başka bir yazıda anlatırım artık.

Kısacası, istediğim her şeyi denedim ve yaptım. İçimde hiçbir ukde kalmadı. Yapmak istediğim şeyler bitti mi? Hayallerim tükendi mi? Elbette bitmedi, elbette tükenmedi. Aksine, içimde her gün yeni bir istek büyüyor. Gözlerim her gün yeni bir hayalle parıldıyor.

Fakat geriye dönüp şu ana kadarki hayatımı, yani hayatta olduğum 29 seneyi değerlendirince mutlu oluyorum. Bazen beni bile şaşırtacak derecede iniş ve çıkışlarla dolu hayatımı düşününce içimi bir eksiklik değil, tatmin duygusu kaplıyor.

Kendimi olduğum gibi sevmeyi ve kabul etmeyi başardım. Sanıyorum, hayattaki en büyük başarım da budur.

Bu yüzden de, bu saatten sonra kendim için, kendimi tatmin etmek için, kendime bir şeyler ispat etmek için, kendimi göstermek için bir şey yapmak istemiyorum. En başa dönersek, bir televizyona, bir gazeteye, bir radyoya çıkıp kendimi anlatmak istemiyorum. Buna hakikaten ihtiyacım yok artık.

Bunun yerine, tırnaklarıyla kazıyıp bir yerlere gelmek isteyen insanlara en çıkmaza düştükleri anlarda bir çıkış yolu göstermek istiyorum.

İsteklerine erişmek için çevreleriyle, ama en çok da kendileriyle savaşmak zorunda olan insanlara, “Yalnız değilsin, aynılarını ben de yaşadım. Sen de başaracaksın,” demek istiyorum.

Seni tutan mı var, ne yapmak istiyorsan yap, diyenler olabilir.

Yapıyorum zaten.

Son birkaç yıl içinde bana yazıp en özellerini açan kadını erkeği, genci yaşlısı yüzlerce insana yardım ettim, ediyorum. Hiçbir şey yapamasam bile onlara, belki hayatlarında hiç kimseden duymadıkları bir şeyi, her zaman daha iyisini yapabileceklerini, içinde yaşadıkları şartları her zaman iyileştirebileceklerini, hatırlattım.

Sadece bugün bu amaç uğruna ona yakın insanla konuştum. Ve bu insanların hiçbirini tanımıyorum. Ben tek bir işleri olan veya hiçbir işleri olmayan insanlardan, hatta tembel öğrencilerimden bile çoğunlukla yazdıklarıma cevap alamıyorken veya on beş gün sonra falan cevap alabiliyorken benim gibi (şu an) 7 alanda çalışan birisinin bu kadar insana bırakın yardım etmeyi, onların yazdıklarını okumasının bile dikkate değer bir iş olduğunu düşünüyorum.

Uzun lafın kısası, bana kendimi anlatmam için değil de, anlatacaklarımdan güç alacaklarını bildiğim yüz binlerce insana ulaşmam için bir platform sunacak herkese buradan çağrı yapıyorum:

Konuştuğum, dertlerini dinlediğim yüzlerce insanın anlattıklarından çıkardığım bir sonuç var. Neredeyse hepimizin dertlerinin kaynağı aynı:

Tek bir işte çalışmak. Tek bir alana yoğunlaşmak. Enerjimizi tek bir alanda harcamak.

Hele de şu yaşadığımız çağda, kendimize yapabileceğimiz en kötü şeyin tek bir işte çalışmak, tek bir alanda okumak, tek bir alanda uzmanlaşmak olduğunu düşünüyor, eğer ki birkaç alanda birden çalışırsak hem içsel hem de dışsal sorunlarımızın büyük kısmının kendiliğinden çözüleceğine inanıyorum. Bu, bir teori değil, hem kendi hayatımda hem de başkalarının hayatlarında sayısız kere sağlamasını yaptığım bir gerçek.

Bu gerçeği anlatabileceğim bir gazeteniz, radyonuz, televizyonunuz, internet siteniz, lise derginiz, dernek bülteniniz, facebook sayfanız var mı?

Benden yıllardır her gün birileri bir şey istiyor. Şimdi sıra bende. Ben de sizden bunu istiyorum. Bunu talep ediyorum.

İçimizde en iyilerin, Türkiye’nin en iyi evlatlarının tükenip gitmesine sebep olan bu yanlışı ve bu yanlıştan kurtulmanın yollarını insanlara anlatmam için bana sunabileceğiniz herhangi bir kanal var mı?

Bekliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir